Ceza Hukukunda Temyiz Nedir?

Temyiz, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri için başvurulabilen olağan bir yasa yoludur.

Olağan yasa yolları şunlardır:

Ceza Muhakemesi Yasası ile ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı temyiz yolu kural olarak kaldırılmış yerine istinaf kanun yolu getirilmiştir. Bu kuralın istisnası şudur: Kişinin rızaya dayalı geri verme usulünü kabul etmemesi durumunda, ağır ceza mahkemesinin vereceği “geri verme isteminin kabul edilebilir olup olmadığına yönelik” karara karşı temyiz yoluna başvurabilir (6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu m.18/4).

Temyiz Konusu Olamayacak Kararlar

Temyiz yoluna bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri için başvurulabilir (CMK 286/1). Bozma hükümleri için temyiz yolu kapalıdır.

CMK 286/2 uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan bazı kararları için de temyiz yolu kapalıdır. Bu kararlar şunlardır:

  • İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,
  • İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,
  • İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272. maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkumiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
  • Adli para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
  • Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,
  • On yıl veya daha az hapis cezasını veya adli para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,
  • Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,
  • Yukarıda yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları

temyiz edilemez.

Her Halükarda Temyiz Olabilecek Kararlar

CMK 286/2’de yer alan temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir.

Türk Ceza Kanununda yer alan :

  • Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra),
  • Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213),
  • Suç işlemeye tahrik (madde 214),
  • Suçu ve suçluyu övme (madde 215),
  • Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216),
  • Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217),
  • Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A),
  • Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299),
  • Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300),
  • Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301),
  • Silahlı örgüt (madde 314),
  • Halkı askerlikten soğutma (madde 318),

suçları.

  • Terörle Mücadele Kanununun 6. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.
  • Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28. maddesinin birinci fıkrası, 31. maddesi ve 32. maddesinde yer alan suçlar.
Eskişehir Ceza Avukatı Temyiz
Eskişehir Ceza Avukatı – Temyiz

Yüksek Mahkeme Kararları

Y.C.G.K. E. 2019/359 K. 2020/198 K.T. 14.05.2020

TEMYİZ İSTEMİNDEN VAZGEÇMEDEN DÖNMENİN TEMYİZ SÜRESİNDE OLMASI GEREKTİĞİ Sanığın Dilekçesinin Temyiz İsteminden Vazgeçmesinden Dönme Olduğu Kabul Edilse Dahi Temyiz İsteğinden Vazgeçmeden Dönülmesinin Ancak Temyiz Süresi İçinde Mümkün Olduğu – Sanık Tarafından Temyiz Süresi İçinde Verilmiş Bir Temyiz Dilekçesinin de Bulunmadığı – Asilin İradesinin Müdafisinin İradesine Üstün Olması Nedeniyle Temyiz Davasının Açılabilmesi İçin Gerekli Olan “İstek” Şartının Gerçekleşmediği – Sanık Müdafisinin Temyiz Dilekçesine Dayalı Olarak İnceleme Yapılamayacağının Kabulü Gerektiği

Özeti: Sanığın dilekçesinin temyiz isteminden vazgeçmesinden dönme olduğu kabul edilse dahi temyiz isteğinden vazgeçmeden dönülmesinin ancak temyiz süresi içinde mümkün olması, sanık tarafından temyiz süresi içinde verilmiş bir temyiz dilekçesinin de bulunmaması, asilin iradesinin müdafisinin iradesine üstün olması nedeniyle temyiz davasının açılabilmesi için gerekli olan “istek” şartının gerçekleşmediğinin ve sanık müdafisinin 01.06.2018 tarihli temyiz dilekçesine dayalı olarak inceleme yapılamayacağının kabulü gereklidir.

Y.16.C.D. E. 2018/7210 K. 2019/2004 K.T. 25.03.2019

Özeti: İstinaf Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, incelemesi hukuki denetimle sınırlı olan temyiz yolunda; re’sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu şart koşmuş ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesini öngörmüştür. Temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda; tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini emretmiştir.

Mahkemesi :Ceza Dairesi

Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma

Hüküm : TCK’nın 314/2 ,TMK’nın 5, TCK’nın 62/1, 53, 58/9,63. maddeleri gereğince mahkumiyetine ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi :

Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle incelendi;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

İstinaf Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sy. CMK madde 273/4), incelemesi hukuki denetimle sınırlı (CMK madde 294/2) olan temyiz yolunda; mülga 1412 sayılı CMUK’dan (madde 305.) da farklı şekilde, re’sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu (CMK madde 294/1) şart koşmuş ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesini öngörmüştür. Temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda; tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini (CMK madde 298) emretmiş (F.Yenisey-A.Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 923, Centel-Zafer Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 826, C.Şahin-N.Göktürk Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 278) olmasına, anılan Kanunun 289. maddesinin, usulüne uygun açılmış bir temyiz davasının “sınırlı inceleme ilkesinin” bir istisnasını teşkil etmesine (F. Yenisey-A. Nuhoğlu, age sh. 905), şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla (AİHM Galstyan/Ermenistan Başvuru No; 26986/03 15.01.2007 t.) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesinin bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağının (AİHM Sjöö/İsveç Başvuru No; 37604/97) da istikrar kazanmış yargısal kararlarla kabul edilmesine nazaran; sanık müdafiinin 24.05.2018 tarihinde usulüne uygun olarak kendisine tebliğ edilen hükmü 31.05.2018 tarihinde gerekçe göstermeden temyiz ettiği ve CMK’nın 295/1. maddesinde öngörülen yasal süresi içerisinde gerekçeli temyiz dilekçesi vermediği anlaşılmakla; temyiz isteminin 5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2019 tarihinde Üye … ve Üye …’un karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

Sayın çoğunluğun “sanık müdafinin 31.05.2018 tarihli dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğinden temyiz isteminin CMK’nın 298. maddesi uyarınca reddine” ilişkin düşüncesine iştirak edilmemiştir.

İnsan Haklarına dayanan hukuk devletinde, hukukun üstünlüğü ilkesini hakim kılmak için gereken her türlü yapısal ve kurumsal hukuki reformların hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Hukukun üstünlüğünü sağlamanın önemli unsurlarından birisi, adil yargılanma ve adalete erişim hakkının tüm güvenceleriyle yaşama geçirilmesidir.

Adalete erişim bir hak olarak kabul edilmektedir. Adalete erişim bir hak olduğu için bu hakkın kullanımı yoluyla yasanın yorumu, anlaşılabilirliği ve dolayısıyla yararlanabilirliği sağlanıp, içtihatlar bu şekilde oluşturulmalıdır. Hakların tanınması yetmez, hakkın etkin kullanımını da sağlanması gerekir.

Yargı organlarının adalet dağıtmada kaçınma yetkileri yoktur. Anayasamız bunu “hiçbir mahkeme görev yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” biçiminde düzenlemiştir (m. 36/2). Adalet dağıtımından kaçınılması, hakkı teslim etmekten kaçınmak demektir.

Adalete erişim hakkı yargıya başvurma (dava açma), güvence oluşturan yasa yollarına başvurma ve yargı kararlarının uygulanmasını sağlama isteme haklarını güvence altına almaktadır. Temyiz yasa yolu, erişim hakkının adli yargıda zirveye ulaşmasını sağlamaktadır (Coulon, Jean-Marie/Roche, Marie-Anne Frison, s. 443).

Adil yargılanma hakkı, bağımsız ve tarafsız yargı mercileri önünde hakkını aramak, davacı veya davalı olabilmek, yargılama sırasında usuli güvencelere sahip olmak, yargılamanın makul sürede yapılması, mahkeme kararlarına karşı etkin hukuki denetim mekanizmalarının sağlanması gibi temel güvenceleri bünyesinde barındırmaktadır.

Anayasanın 2. maddesinde, Cumhuriyet’in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan her alanda bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan, hakların elde edilmesini kolaylaştıran, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlettir.

Anayasanın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir.

Adil yargılanma hakkının içerisinde barındırdığı mahkeme kararlarına karşı etkin hukuki denetim mekanizmaları sağlanması güvencelerinden biri olan Temyiz; kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen hükümlerle, bu dairelerin hükme esas teşkil eden ara kararlarına ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca iade taleplerine ilişkin ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı başvurulan olağan bir kanun yoludur.

Temyiz CMK sistematiği içinde olağan kanun yollan arasında düzenlenmiştir. Bir yargılama organı tarafından verilen kararların başka bir merci tarafından denetlenmesi son derece önemlidir. Temyiz yoluyla bir ülkedeki hukuk kurallarının istikrarlı, aynı bir biçimde yorumlanması ve uygulanması sağlanmaktadır. Temyiz yoluyla daha önce bir yargı merci tarafından verilmiş olan kararların hukuka uygunluğu kontrol edilmektedir.

Temyiz incelemesinde, uyuşmazlığın sadece hukuki yönü, yani ilk derece veya bölge adliye mahkemesi tarafından tespit edilen maddi olayın hukuk normları karşısındaki durumu ele alınarak, hukuk normunun maddi olaya doğru bir şekilde uygulanıp uygulanmadığını denetlenmektedir.

5271 sayılı CMK’nın;

“Temyiz Nedeni” başlıklı 288. maddesi;

“1) Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır.

(2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır. “,

“Hukuka Kesin Aykırılık Halleri” başlıklı 289. maddesi;

“(1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:

a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.

b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması.

c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması.

d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.

e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.

f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi.

g) Hükmün 230 uncu Madde gereğince gerekçeyi içermemesi.

h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.

i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.”

“Temyiz Başvurusunun İçeriği” başlıklı 294/1. maddesi;

“Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır”,

“Temyiz Gerekçesi” başlıklı 295. maddesi;

“Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir.”,

“Temyiz İsteminin Reddi” başlıklı 298. maddesi ise;

“(1) Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder”

Şeklinde düzenlenmiştir.

Anılan yasal düzenlemelere bakıldığında, öncelikle temyiz dilekçesinin hangi hallerde “temyiz sebeplerini içermediği” hususunun açıklığa kavuşturulması zorunludur. Özellikle temyiz dilekçesinde pek de somut olmayan müphem kavramların kullanılması durumunda, hangi hallerde, temyiz nedeni gösterilmiş sayılacaktır. Temyiz dilekçelerinde; “hükmü temyiz ediyorum” ya da “haksız, usul ve yasaya aykırı olan kararı temyiz ediyorum” gibi ibareler bulunması durumunda temyiz sebebinin varlığını kabul etmek gerekecek midir? Tüm bu soruların cevabının verilmesi gerekmektedir.

Temyiz nedenleri, temyiz edilen mahkeme kararında bulunan hukuka aykırılıklardır.

Temyiz nedenleri CMK’nın 288/1 açıklanmıştır. “Temyiz ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır”. Eski CMK’da temyiz nedenleri kanuna aykırılık olarak düzenlendiği halde 5271 sayılı CMK’da temyiz nedenleri hükümdeki hukuka aykırılıklar olarak düzenlenmiştir. Yeni CMK’da, son derece isabetli olarak kanuna aykırılık yerine hukuka aykırılık denilmesi, temyiz nedenlerinin kapsamını genişletmiştir. Zira hukuk kuralı deyince, tüm hukuk kuralları anlaşılır. Bunlar, mevzuatın yanında hukukun temel ilkeleri, Ceza Muhakemesi Hukukuna hakim ilkeler ve Uluslararası sözleşmelerdir.

Temyiz yoluna başvurmak için son kararda ya da temel olan kararlarda hukuka aykırılık bulunmalıdır.

Yargıtay hukuki inceleme mahkemesidir. Yargıtay’da ilk derece ve bölge adliye mahkemeleri gibi duruşma olay (öğrenme) yargılaması yapılmadığından Yargıtay’da kanıtlarla yüzyüze gelinmemektedir. Bundan dolayı Yargıtay ilk derece veya bölge adliye mahkemeleri yerine geçerek kanıt değerlendirilmesi yapamaz.

Temyiz nedenleri çok çeşitlidir. Temyiz nedenleri önce, maddi hukuka (ceza hukukuna) ilişkin temyiz nedenleri ve muhakeme (usul) hukukuna ilişkin temyiz nedenleri olmak üzere ikiye ayırabiliriz.

Hukuka aykırılık CMK’nın 288/2’de tanımlanmıştır.

Bîr hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır. Hukuka aykırılık iki şekilde olabilir.

İlk olarak, mevcut hukuk kurallarının uygulanması gerekirken hiç uygulanmaması hukuka aykırılık teşkil eder.

İkinci olarak, söz konusu davaya uygulanacak hukuk kurallarının yanlış uygulanması da bir hukuka aykırılık nedenidir.

Hukuk kuralı deyimi, temel hukuk ilkelerini, yargılama hukukuna ilişkin kurallarla maddi hukuka ilişkin kuralların tümünü kapsar.

Hukuka aykırılık maddi hukuka (ceza hukukuna) aykırılık ve muhakeme (usul) hukukuna aykırılık olarak ikiye ayrılabilir.

Maddi hukuka ilişkin aykırılık hallerinde, bir fiilin hangi suç veya kanun maddesi kapsamına girdiği veya girmediği, hangi ağırlaştırıcı veya hafifletici sebepleri gerektirdiği, gibi haller maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılık halleridir ve bunların bulunmaları kararın bozulmasını gerektirir.

Muhakeme (Usul) hukukuna aykırılık nedenleri ise temyiz sırasında karara etkisi bakımından mutlak temyiz sebebi hukuka aykırılık nedenleri olan hukuka aykırılıklar ve nispi temyiz nedenleri olan hukuka aykırılıklar olarak ikiye ayrılabilir.

CMK’nın 298. maddesi uyarınca, “Yargıtay temyiz dilekçesini temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini” reddetmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, istinaf mahkemesinin yapacağı kabul edilebilirlik denetiminde aranmayan bu şartın (zira çoğunlukla gerekçeli karar daha sonra tebliğ edilmektedir), Yargıtay tarafından denetlenmesidir.

Zira CMUK’nın 314/2. maddesinde yer alan “temyiz nedenlerinin gösterilmemesinin temyiz incelemesine engel olmayacağına yönelik” hükme dayanarak Yargıtay temyiz nedenlerini re’sen gözetebilmekteydi. 5271 sayılı CMK döneminde ise Yargıtay, temyiz dilekçesinde gösterilmeyen ve nispî bir temyiz sebebinden kaynaklanan hukuka aykırılığı tespit ettiği takdirde bunu belirtmelidir ancak bozma nedeni yapamayacaktır. Ancak mutlak temyiz sebepleri söz konusu olduğunda, bunlar temyiz dilekçesinde gösterilen nedenler arasında olmasalar dahi bozma nedeni yapılabilecektir. Bu kural duruşmalı incelemede de aynen geçerlîdir. Buna karşın CMK’nın 302/3. maddesi uyarınca hüküm temyiz dilekçesinden gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan diğer hukuka aykırılık halleri de ilamda gösterilecektir.

Mutlak hukuka aykırılık halleri 1412 sayılı CMUK’nın 308. maddesinde, 5271 sayılı CMK’da ise 289. maddede sayılmıştır. 5271 sayılı CMK’nın hukuka kesin aykırılık halleri olarak adlandırdığı nedenleri ifade etmek için öğretide geçmişten bu yana “mutlak temyiz nedenleri” terimi de kullanılmaktadır. Mutlak temyiz nedenlerinin ortak özelliği, sanığa hak tanıyan kurallar olmalarının yanı sıra aynı zamanda adil bir yargılamanın yapılabilmesi için öngörülmüş, kamusal menfaatleri gözeten kurallar olmalarıdır. Bu hallerin varlığı halinde hükmün bundan mutlak olarak etkilendiği kabul edilmiştir. Kanun bu noktada hukuka aykırılığa ilişkin nedensellik bağını kendisi kurduğundan hâkime takdir yetkisi bırakmamıştır.

Bu kapsamda somut olay irdelendiğinde;

Sanık müdafi 31.05.2018 tarihli süre tutum dilekçesinde “usul ve yasaya aykırı bulduğu hükmü temyiz ettiğini” belirtmiştir. Yargıtay tarafından temyiz incelemesinin yapıldığı tarihe kadar da, sanık müdafi tarafından dosyaya ibraz edilmiş herhangi bir gerekçeli temyiz dilekçesi de bulunmamaktadır.

Bu anlamda, sanık müdafi “usul ve yasaya aykırı olarak verildiğini” beyan ettiği söz konu hükmü, sadece süre tutum dilekçesi vermek suretiyle temyiz davasına konu ettiği anlaşılmaktadır.

O halde, öncelikle temyiz başvurusu (dilekçesi, istidası) ile gerekçeli temyiz dilekçesi (temyiz layihası, ek dilekçe) arasındaki fark üzerinde durulması gereklidir.

Bu dilekçelerin, tek bir dilekçe olarak birlikte verilmesi de mümkündür. Ancak uygulamada çoğunlukla kısa kararın tefhimiyle birlikte on beş günlük temyiz süresi başladığından, öncelikle süreyi kaçırmamak için temyiz başvurusunda bulunulması (temyiz başvuru dilekçesinin verilmesi) gerekmektedir. Uygulamacılar bu dilekçeye “süre tutum dilekçesi” adını vermektedirler. Son derece yaygın olan bu yanlış tabir, verilen dilekçeyle temyiz süresinin durduğu gibi bir yanılgıyı da beslemektedir. Oysa bu dilekçe verilmekle temyiz gerçekleşmekte ve artık süre sorunu ortadan kalkmaktadır.

Gerekçeİi temyiz dilekçesi (ek dilekçe, temyiz layihası) ise, temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. 5271 sayılı CMK’nın temyiz kanun yoluna ilişkin hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce, bu dilekçenin verilmesi zorunlu değildi. Zira CMUK’nın 314/2. maddesinde yer alan “temyiz nedenlerinin gösterilmemesinin temyiz incelemesine engel olmayacağına yönelik” hükme dayanarak Yargıtay temyiz nedenlerini re’sen gözetebilmekteydi. 5271 sayılı CMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin bir bütün olarak yürürlüğe girmesinin ardından, bu dilekçenin hangi aşamaya kadar verilmesi gerektiği konusu önem kazanmıştır.

Bir anlamda yasa koyucunun, hem muhakemeyi hızlandırmak, hem de asıl amacı ülkedeki hukuk kurallarının istikrarlı, aynı bir biçimde yorumlanması ve uygulanmasını sağlanmak olan Yargıtay’ın gereksiz iş yüküyle karşı karşıya kalmasını önlemek amacıyla “sırf temyiz nedeni gösterilmemesi” gerekçesiyle de olsa hukuka aykırı bir kararın kesinleşmesini göze aldığını söyleyebiliriz.

Ancak adil yargılanma ve adalete erişim hakları açısından söz konusu hükümler irdelendiğinde, “hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığını somut bir şekilde göstermeyen” temyiz dilekçesinin ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçelerinin, anılan yasal düzenlemeler karşısında reddedilmesi gerektiğinin kabulü, hem Anayasa’nın 2 ve 36. maddeleriyle hem AİHM’nin içtihatlarında yer alan ölçütler ile hem de ceza yargılamasının maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunması amacıyla uyumlu olduğunu söylemek güçtür.

Sonuç olarak; Yargıtay’ın incelemesi sırasında, temyiz dilekçesinde herhangi bir temyiz sebebinin yer almadığının anlaşılması halinde temyiz isteminin reddedilmesi gerektiği konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Ancak sanık müdafinin temyize konu dilekçesi incelendiğinde, temyizinin sadece “hükmü temyiz ediyorum” şeklinde olmadığı “usul ve kanuna aykırı olduğu” nedenine dayandırdığı görülmektedir.

Bu nedenlerle, süre tutum dilekçesi verilmekle temyiz işleminin gerçekleşmesi ve artık süre sorununun ortadan kalktığının anlaşılması karşısında, artık sanık müdafinin temyiz dilekçesinde “temyiz nedeni var” olarak kabul edilmeli ve en azından dilekçede gösterilmese bile hükmün CMK’nın 289. maddesinde belirtilen “mutlak hukuka aykırılıklar” yönünden temyizinin yapılması gerekmektedir.

Bu nedenlerle, sayın çoğunluğun “temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğinden CMK’nın 298. maddesi gereğince reddine” ilişkin düşüncesine katılmak mümkün olmamıştır.

Y.1.C.D. E. 1970/3576 K. 1970/2486 K.T. 15.09.1970

İŞKENCE SUÇU

İŞKENCE SUÇUNA İŞTİRAKTE FAİL OLARAK SORUMLULUK

DAVA: 1- Toplanan delillere ve mahkemenin kabulüne göre hadise; sanık S.’nin öteki sanıklarla birlikte bir şahsı yaralamaktan sanık İ.’yi köy odasına çağırtarak kendilerinden (suç aleti bıçağın nerede olduğunu ve bunu çıkarıp getirmesi için ona eza ve cefa yaparak müessir fiilde bulunmalarından) ibarettir.

2- Hernekadar mahkemece sanıkların fiillerinin TCK.nun 243. maddesi kapsamına gireceği ve işledikleri fiiller niteliğinde görüldüğünden müessir fiil sınırını aşmış olacağı ileri sürülüp kabul edilmiş ise de;

KARAR: A) TCK.nun 243. maddesinin uygulanabilmesi için (fiilin, sanık bulunan bir kimsenin cürmünü söyletmek için işlenmiş olması) lazımdır. Bu unsur, fiili nitelendiren ve başka fiillerden ayıran ve aynı zamanda bu suçu meydana getiren önemli unsur şartlardandır.

Davaya konu olan fiil ise sanığa (cürmünü söyletmek için) değil, belki cürüm delilini elde etmek maksadiyle yapılmış olan kötü muamelelerdir.

B) Mahkemece fiilin işkence niteliğinde olduğu kabul edilmiş ise de; 243. maddedeki işkence ve zalimane muamelelerden maksat, mağdurun bedeni ve ruhi yapısında bir zarar veya tehlike meydana getiren fiillerdir. Hadise sırasında işlenen fiillerin mağdurun muayenesine dair raporlarda tespit edilen eserlere göre bu nitelikte oldukları kabul edilemez.

Bu itibarla mahkemenin görüşünde ve fiilleri tavsif ve kabulünde isabet yoktur. (Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu Açıklaması, Cilt III. n. 0960 Sh. 262-263)

3- Hadise mahiyetine, oluşa göre sanıklar tarafından işlenen fiiller ancak TCK.nun 245. maddesi kapsamına giren mahiyettedir. 245. maddede, devletin cebir kuvvetini kullanmaya yetkili olan memurların görevini yaptığı sırada ve fakat görevini kötüye kullanmaksızın fertlere karşı işledikleri kötü muameleler ve müessir fiiller söz konusudur. Burada kötü muamelelerden maksat, mağdura yapılan cismen eza, dövüp yaralama veya benzeri fiillerdir (Aynı eser, Sh. 269-272).

4- Toplanıp karar yerinde incelenen delillere göre sanıkların sübuta, TCK.nun 64. maddesinin uygulanmasının doğru olmadığına, vesaireye ilişen temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine,

SONUÇ: Ancak; Yukarıda açıklandığı üzere sanıkların işlediği fiiller TCK.nun 245. maddesi kapsamına giren bir cürüm olduğu halde, yerinde olmayan bazı düşüncelerle aynı Kanunun 243. maddesiyle hüküm verilmesi, bozmayı gerektirmiştir.

Y.C.G.K. E. 1975/259 K. 1975/278 K.T. 10.11.1975

YARALAMA

HEDEFTE HATA

Hüseyin Arpat’ı silahlı 15 gün işinden kalır derecede, Hüseyin’e attığı kurşunlardan birinin de Melahat Özerdağ’a isabetle, bu mağduru 10 gün işinden kalır derecede yaralamaktan sanık .. hakkında TCK.nun 456/1, 457/1, 51/2, 456/4, 457/1, 51/2, 71. maddeleri gereğince verilen mahkumiyet hükmünü Özel Daire; Sanığın, mağdur Hüseyin’e tevcih edip attığı kurşunlardan birinin de tesadüf eseri Melahat adındaki kadına isabetle onu da yaralamış olmasına ve sanığın niyetinde ve taarruzunda birlik bulunmasına, TCK.nun 52. ve 79. maddeleri sarahatine göre; eylemin tek suç teşkil ettiği gözetimeksizin iki kişiyi yaralamaktan ceza tayin edilmesinin yasaya aykırı olduğu düşüncesiyle bozmuştur.

Mahkeme, sanığın Hüseyin Arpat’a sıktığı kurşunlardan birinin Melahat adındaki mağdura isabetle onu da yaralamış bulunmasına göre, uygulamada yasaya aykırı bir yön bulunmadığını ve sanığın ikinci mağdura karşı işlediği suçun cezasız kalmasının, hak ve adalet kuralları ile bağdaşmayacağı düşüncesiyle eski hükümde direnmiştir.

Sanığın, hasmı mağdur Hüseyin Arpat’a tevcih ederek sıktığı kurşunlardan birinin hedefte hata sonucu aynı istikamette yürümekte olan mağdur Melahat’a tesadüf eseri isabetle, onu da yaralamış olması ve TCK.nun 52. ve 79. maddelerinin saharatı karşısında, direnme hükmünde isabet görülememiştir.

Nitekim TCK.nun kaynağı olan İtalyan Ceza Kanununun açıklayıcısı Majno, bu konu ile ilgili olarak şu görüşü belirtmiştir: “Aynı şahsa tevcih edilen müteaddit kurşunlardan bazısının o şahsı, bir kısmının da tesadüfen diğer bir kimseyi yaralaması halinde, 78. (TCK.nun 79) maddeye tevfikan en ağır ceza ile cezalandırılacak bir tek cürüm fiilinin mevcudiyetine hükmolunmuştur”.

Ceza Hukuku adlı eserinde Ord. Prof. Tahir Taner de, aynı görüşü ifade etmiştir. Yargıtay’ın uygulamaları da bu yoldadır.

SONUÇ: Olayın açıklanan işleyiş tarzına ve TCK.’nun 52. ve 79. maddeleri hükümlerine, kanun koyucunun amacına ve yukarıda belirtilen teyit edici görüşlerine göre; sanığın eyleminin tek suç teşkil ettiği gözetilmeden, iki ayrı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi, yasaya aykırı bulunduğundan .. hükmün bozulmasına karar verilmelidir (Oy birliği ile).

Y.C.G.K. E. 1975/1-241 K. 1975/245 K.T. 20.10.1975

ADAM ÖLDÜRME

TAAMMÜDEN ADAM ÖLDÜRME

KASIT

Adam öldürmekten sanık R.Ç.nin yapılan yargılanması sonunda; hükümlülüğüne ilişkin (Akşehir Ağır Ceza Mahkemesi)nden verilen 16612/1974 günlü hüküm katılan ve sanığın temyizleri üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesin’ce incelenerek, 3/4/1975 gün ve 776/1390 sayılı ilamıyla bozulup yerine geri çevrilmiştir.

İlk hükümde direnmeyi kapsayan 18/6/1974 günlü son hüküm resen temyize tabi olup, Yargıtay’ca incelenmesi katılan ve C. Savcısı tarafından istenilmiş, katılan yönünden koşulu da yerine getirilmiş olduğundan dosya C. Başsavcılığının hükmün bozulması istemini bildiren 24/9/1974 gün ve 1/2960 gün ve 1/2960 sayılı tebliğnamesiyle 1. Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

A.Ü.yü kasten öldürmekten sanık R.Ç. hakkında, TCK.nun 448, 59. maddeleri gereğince verilen mahkumiyet hükmünü, özel daire: Kız kardeşi H. ile evlilik ilişkilerinin kötü bir şekilde sonuçlanmasından ötürü maktule karşı kin beslemekte olan sanığın, maktulün olay günü Yunak ilçesine gideceğini öğrenerek bunu fırsat bilip arkalarından ilçe merkezine gelerek takip ettiği, hasmının avukat A.B.nin yazıhanesine girdiğini görünce, bu ortamı uygun bularak yanında taşıdığı tabancasıyla yazıhane içerisine müteaddit el ateş edip “al anasını avradını, sk. ettiğim, ırzla öyle oynanmaz, böyle oynanır.” diyerek onu muhtelif yerlerinden yaralayıp taammüden öldürdüğünün, olayı gören tanıkları ve bunlardan bilhassa dava vekili A.Ş.nin şahadeti ile anlaşıldığını, bu duruma göre, sanığı TCK.nun 450/4. maddesi uyarınca cezalandırılmasının gerektiği düşüncesiyle bozmuştur. Mahkeme, sanığın gerek olayı takaddüm eden günlerde ve gerekse suçun işlendiği gün maktulü öldürmeyi tasarladığına ve bu suçu işlemek üzere kendisini takip ettiğine dair herhangi bir delil elde edilemediği gibi en ufak bir karineye dahi rastlanmadığını, maktul ve taraflarının olaydan birgün önce evinin camlarını kırmaları olayını C. Savcılığına şikayet etmek üzere ilçe merkezine gelen ve dairelerin açılmasına intirazen şehir içerisinde dolaşırken maktul ile karşılaşan sanığın tekevvüre kapılması sonucu hamil bulunduğu tabanca ile ateş ederek onu kasten öldürdüğünü ileri sürerek eski hükümde direnmiştir.

Sanığın safhalarda tespit olunan savunmaları, şahitler H.B., M.Y. ve H.Y.nin savunmayı doğrulayan şahadetleri ile evinin camlarının olaya takaddüm eden 17/2/1974 gününde kırıldığını tesbit eden tutanak münderecatı gibi delillerle, sanığın olay günü yanında annesi A. olduğu halde evinin camlarının kırılması olayını C. Savcılığına intikal ettirmek üzere sabahın erken saatlerinde ilçe merkezine geldiği, dairelerin açılmasına intizaren şehir içerisinde dolaşırken avukat yazıhanesinde oturmakta olan maktulü görünce cereyan eden olayların etkisi ile tehevvüre kapılarak hamil bulunduğu tabanca ile ateş ederek onu kasten öldürdüğü anlaşıldığından ve suçun işlenmesini müteakip yakalanarak C. Savcısı huzuruna çıkarıldığında, yukarıda zikredilen savunmayı yaparak C. Savcısının isteği üzerine köy bekçileri tarafından düzenlenen 17/2/1974 günlü evinin camlarının kırıldığına dair tutanağı kendisine tevdi etmiş olması ve suçun sabahleyin saat 8.00 de işlenmiş bulunması da sanığın ilçe merkezine şikayet etmek maksadıyla geldiğinin ve dairelerin açılmasına intizaren şehir içerisinde dolaştığı sırada tesadüfen gördüğü maktulü tehevvüre kapılarak öldürdüğüne dair savunmasının diğer bir delili olduğundan ve sanığın suçu işlemek üzere önceden verdiği bir kararla maktulü öldürdüğü hususunda herhangi bir delil elde edilemediğinden, tehevvüre kapılarak hasmını öldüren bir şahsın da kurşunlarını sıkarken bozma ilamında zikredilen sözleri söylemesi mümkün ve tabii bulunduğundan ve suçu işlerken bu sözleri sarfetmiş olması, taammüden varlığının kabulü için yeterli görülmediğinden C. Savcısının ve müdahilin aleyhine vaki temyiz itirazlarının reddiyle dosya münderecatına uygun bulunan direnme hükmünün onanmasına karar verilmesi gerekir.

Çoğunluk görüşüne karşı olan üyeler: Bozma ilamında yer alan düşünceye katılarak direnme hükmünün bozulmasına karar verilmesini istemişlerdir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle tebliğnamedeki isteme aykırı olarak direnme hükmünün ONANMASINA, depo parasının gelir kaydına 2.10.1975 gününde üçte ikiyi aşan oy çokluğu ile karar verildi.

Y.C.G.K. E. 1980/1-323 K. 1980/364 K.T. 18.11.1980

TEMYİZ KABİLİYETİNİN TESBİTİ

11 YAŞINDAN BÜYÜK 15 YAŞINDAN KÜÇÜK SANIK

Adam öldürmek ve 6136 sayılı kanuna muhalefetten sanık Ali Osman’ın hükümlülüğüne dair Balıkesir Ağır Ceza mahkemesinden verilen 26.1.1979 gün ve 252/13 sayılı hüküm, sanığın temyizi üzerine Yargıtay Birinci Ceza Dairesince bozulup yerine geri çevrilmiştir.

Direnmeye ilişkin aynı mahkemeden verilen 4.6.1980 gün ve 86/156 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi sanık tarafından süresinde verilen dilekçe ile istenilmiş koşuluda yerine getirilmiş olduğundan dosya C.Başsavcılığının hükmün bozulması istemini bildiren 28.7.1980 gün ve 1/3270 sayılı tebliğnamesiyle 1. Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü :

Kasten adam öldürmek suçundan sanık Ali Osman’ın TCK.nun 448, 54/3, 39; 6136 sayılı yasanın 13; 647 sayılı yasanın 4. maddeleri gereğince sonuç olarak on yıl hapis ve 3208 lira ağır para cezasıyle mahkumiyetine ilişkin hükmü, özel daire 20.3.1965 doğumlu olup suç tarihi olan 23.11.1977 de onbir yaşını ikmal etmiş bulunan sanık Ali Osman’ın kasten adam öldürme suçunun farik ve mümeyyizi olup olmadığı usulen ve sarehaten tesbit edilmeden adı geçenin bu suç dışında tadat olunan tabanca ile yaralama ve ölüme sebebiyet tabanca taşımak suretiyle 6136 sayılı yasaya muhalefet suçlarının farik ve mümeyyizi bulunduğunu belirten Kepsut Hükümet Tabibliğinden verilmiş 18.11.1977 gün, 1835 sayılı yetersiz rapora dayanılarak hakkında kasten adam öldürme suçundan ötürü mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırı olduğundan sair cihetleri incelenmeksizin hükmü bu nedenle bozmuş; yerel mahkeme ise: Mahkemelerinin Kepsut Hükümet Tabibliğinin raporuyla yetinmediğini 18.12.1978 tarihli oturumda verilen ara kararı uyarınca sanığın yeniden Balıkesir Hükümet Tabibliğine sevkettirilerek işlediği iddia edilen kasten adam öldürmek ve ruhsatsız tabanca taşımak suçlarının farik ve mümeyyizi olduğuna dair rapor alındıktan sonra hüküm kurulduğunu ileri sürerek önceki hükümde direnmiştir.

Direnme hükmüne dayanak yapılan Balıkesir merkez hükümet tabibliğinin 27.11.1978 tarihli raporunda aynen; “Sanık normal durumda, akıl ve ruh hastası değil. 23.11.1977 günü adam öldürme ve ruhsatsız tabanca taşımak suçunun farik ve mümeyyizi olabileceği kanaatini bildirir rapordur” denilmektedir.

Adam öldürme gibi ağır cezai mümeyyidelere bağlanmış biri suç işlediği iddia edilen ve suç tarihinde onbir yaşını bitirmiş olup da onbeş yaşını doldurmamış olan küçüklerin, bu suçu işledikleri sırada fark ve temyiz ile hareket edip etmediklerine ilişkin olarak düzenlenen raporlarda, bilirkişinin hangi bulgulara dayanarak bu konuda karara vardığını belirtecek şekilde gerekçe gösterilmesi ve bu çeşit raporların kuşku doğuracak ibareler taşımaması gerektiğinde şüphe ve tereddüdü mucip mahiyetteki (olabileceği) ifadesini taşıyan Balıkesir Merkez Hükümet Tabibliğinin 27.11.1978 tarihli raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm tesisi yasaya aykırı bulunduğundan sanığın temyiz itirazlarının kabulü ile direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme direnme hükmünün tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak BOZULMASINA, depo parasının sanığa geri verilmesine, 18.11.1980 gününde üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verildi.

Y.C.G.K. E. 1979/1-528 K. 1980/29 K.T. 25.01.1980

ADAM ÖLDÜRME

BİRDEN ÇOK KİŞİYİ ÖLDÜRME

İÇTİMA

Tasarlayarak iki kişiyi öldürmekten sanık Osman’ın hükümlülüğüne dair (Bursa İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)nden verilen 16.3.1979 gün ve 179/87 sayılı hüküm kendiliğinden temyize tabi olup, müdahiller ve sanığıda temyizi üzerine Yargıtay Birinci Ceza Dairesi’nce incelenerek 25.10.1979 gün ve 2823/3968 sayılı ilam ile onanmasına karar verilmiştir.

C. Başsavcılığı’nın, CMUK.nun 322. maddesi uyarınca özel daire onama kararına itiraz etmesi, onama kararının kaldırılması ve hükmün bozulması istemini bildiren 20.11.1979 gün ve 106 sayılı itiraznamesiyle dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu’nca okundu gereği konuşulup düşünüldü:

Tasarlayarak iki kişiyi öldürmekten sanık Osman’ın TCK.nun 450/4-5, 59. maddeleri ile cezalandırılmasına ilişkin hüküm; özel dairece: (TCK.nun 450/5. maddesi aynı sebep ve kasıt altında birden ziyade adam öldürme suçlarında kabili tatbik olup herbiri müstakilen idamı müstelzim suçlarda tatbik yeri olmadığından sanığın her maktulden dolayı 450/4, 59. maddeleriyle tecziyesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırı ise de; müdahillerin temyizinin şumülüne göre bozma sebebi yapılmadığı….) belirtilerek onanmıştır.

C. Başsavcılığı itirazında ise: hükmedilen müsbet ağır hapis cezasını olayların arzettiği vahamet derecesi itibariyle az bulan ve 59. maddenin yersiz uygulanmasiyle idam cezasının müebbet ağır hapse dönüştürülmesinin isabetsizliğine değinerek, inceleme sırasında re’sen tesadüf edilecek sair sebeplerin de nazara alınmak suretiyle sanığa tam ceza verilmesini isteyen temyiz itirazlarının; mahkemenin her maktülden dolayı 450/4-59. maddelerinin iki defa uygulandıktan sonra umumi hükümlere göre içtima ettirilmesi yerine yazılı şekilde 450. maddenin 5. bendiyle içtima ettirilmek suretiyle sanığa eksik ceza tayinine yol açan kanuna aykırı bir uygulamayı da kapsadığının kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, eleştiri nedeni yapılan hususun bozma nedeni yapılması gerekeceği düşüncesiyle, özel daire kararının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

Dosyaya, oluşa ve delillere göre: Sanığın çalışmakta olduğu çiftliğin sahibi M. Ali ile kahyası Kamil’in karısı ile ilişkileri olduğunu zan ve tahmin ederek şüphe ve kıskançlık sonucu her ikisini de öldürmeyi tasarladığı, olaydan 3-4 ay önce kendisine ayak bağı olmamaları için karısı ve çocuklarını İstanbul’a gönderdiği ve kararını icra etmek üzere uygun fırsat için maktulleri takip etmeye başladığı; olay günü elinde tahra olduğu halde çiftliğin bahçesinde çalışırken çiftlik sahibinin arabası ile geldiğini görerek yanına yaklaştığı, maktul çiftlik sahibi M. Ali’nin bir ara sanığa sırtını çevirmesinden yararlanarak aniden elindeki tahranın ağız kısmı ile onun kafasına müteaddit defalar vurup ağır şekilde yaralayıp yere düşürdüğü, kesin ölümünü sağlamak için boynuna da vurup kestiği, öldüğünü anlayınca üzerine ceketini örtüp otları yığarak görünmeyecek biçimde sakladığı; bilahare çiftlik binası önündeki havuz başına gelip kanlı tahrayı ve üzerindeki kan izlerini yıkadığı bir sandalyeye oturup sigara yaktığı, daha sonra çiftliğin diğer bölümüne giderek, tanık Davut’un da belirttiği gibi, adı geçen tanıkla birlikte olan maktul Kamil’e çiftlik sahibini kastederek “siçi çağırıyor, boru hatlarını değiştirecekmişsiniz” demek suretiyle Kamil’in de olay yerine gelmesini sağladığı, böylece yukarıda sözü edilen havuz başına gelen Kamil ve Davut’un çiftlik sahibinin nerede olduğunu sormalarına karşılık bir siyah taksi gelip Ali beyi alıp gittiğini söylediği, Davut’un su borularına bakmak üzere yanlarından ayrıldığı, sanık ve Kamil’in de meyva ağaçlarına bakmak üzere bahçeye gittikleri, önceden verdiği kararı icraya başlayan sanığın Kamil’e (ulan ben karıyı senin için mi aldım) diyerek elindeki tarha ile kafasına müdeaddit defalar vurarak onu da öldürdüğü ve cesedin üzerini otlarla örttüğü, tekrar havuz başına dönüp kanlı tarhayı ve elini yüzünü yıkadığı ve tarhayı çiftlik binası civarında bir yere toprağın altına koyarak sakladığı, o sırada yanına gelen Davut’a, Kamilin gittiğini söylediği, bilahare çiftliğin yanındaki Beta şirketine giderek şirket müdüründen borç para alıp Bursa’ya gelip bindiği bir otobüsle memleketine gittiği, 13.6.1976 tarihinde köyünde jandarmalar tarafından yakalandığı, böylece sanığın suç işleme niyetinde sebat ve israr ile fiili işlediği anlaşılmaktadır.

Yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda; sanığın her iki maktulü aynı kasıt altında tasarlayarak öldürdüğü kabul edilerek TCK.nun 450/4-5, 59. maddeleri ile müebbet ağır hapsine karar verilmiştir.

Bu hüküm müdahiller vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz dilekçesinde: Hükmedilen müebbet ağır hapis cezasının olayların arzettiği vahamet derecesi itibariyle az olduğu, 59. maddenin yersiz uygulanmasıyla idam cezasının müebbet ağır hapse dönüştürülmesinin isabetsiz bulunduğu, inceleme sırasında re’sen tesadüf edilecek sair sebeplerin de gözönüne alınması suretiyle sanığa tam ceza verilmesi talep edilmiştir. C. Başsavcılığı itirazında da belirtildiği gibi, müdahillerin temyiz itirazlarının, sanığa eksik ceza tayinine yol açan kanuna aykırı bir uygulamayı da kapsadığında kuşku yoktur. Bu nedenle aleyhe temyiz bulunmadığından söz edilemez.

TCK.nun 450. maddesi adam öldürme cürmünün mevsuf hallerini göstermektedir. Bu maddenin her bir bendinde sayılan haller başlı başına idam cezasını gerekmektedir. Burada konumuzla ilgisi yönünden 4 ve 5. bendlerine kısaca değinilmesinde yarar vardır. 4. bend, öldürmenin tasarlanarak (taammüden) işlenmesi halini; 5. bend ise idam cezasını müstelzim olmayan aynı saikle birden ziyade kasten adam öldürme halini kapsamaktadır. Birden ziyade kimsenin öldürülmesinde ne ölenlerin sıfatlarından ve ne de eylemin işleniş biçiminden doğan bir teşdit sebebi yoktur. Yeter ki birden ziyade kimse öldürülsün ve öldürme fiilleri aynı sebep ve saik altında işlenmiş bulunsun. 450. maddede adam öldürmenin mevsuf şekilleri sayılı ve sınırlı olarak on bend halinde gösterildiğine göre kanun koyucunun amacı her biri idam cezasını müstelzim birden ziyade adam öldürme suçlarının işlenmesi halinde her bir adam öldürmeden ayrı ayrı uyduğu bendlere göre ölüm cezası tayini gerektiği yolundadır. Olayımızda olduğu gibi, bir kaç şahsa karşı bir bendinin birden ziyade ihlal edilmiş bulunması halinde de aynı şekilde uygulama yapılması zorunluluğu vardır. Yargıtay’ın kararlılık gösteren uygulaması da bu yoldadır. Hal böyle iken, özel daire kararında da belirtildiği gibi, sanığın her maktulden dolayı TCK.nun 450/4, 59. maddeleriyle tecziyesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

Bu nedenle, C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile özel dairenin onama kararının kaldırılmasına, müdahillerin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı görülen yerel mahkeme hükmünün gösterilen sebepten bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, C. Başsavcılığı itirazının kabulüne ve Yargıtay Birinci Ceza Dairesi’nin 25.10.1979 gün ve 2828/3968 sayılı onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün gösterilen sebepten BOZULMASINA, depo parasının geri verilmesine 25.1.1980 gününde oybirliği ile karar verildi.

Y.C.G.K E. 1991/295 K. 1991/332 K.T. 25.11.1991

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI

DAVA: Emniyet Komiseri olan sanıkların, kendisini yaralayan şahsı şikayet etmek üzere karakola gelen müdahili, 7 gün iş ve gücünden kalacak şekilde dövdüklerinden bahisle, TCY.nın 245. maddesi gereğince cezalandırılmaları için açılan kamu davasında; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, suçun sübutuna ilişkindir.

Müdahil, kavga ettiği Eşref Üzel tarafından dövülmesi nedeniyle karakola müracaat etmiştir. Daha önceden arkadaşı olan sanık Abdullah Baş ile oturmuş çay içmeye başlamışlardır. Bu arada şikayetçinin akrabaları ile kendisini döven Eşref Üzel’in yakınları arasında, karakolun önünde tartışma çıkmıştır ve bu tartışma kavgaya dönüşmüş, dışarı çıkan müdahil de kavgaya dahil olmuştur. Olaya müdahale eden güvenlik görevlileri, kavgada aralamaya çalışmışlardır. Bu arada sanık Abdullah Baş, kavgayı ayırmak için müdahilin kardeşi Veysi’yi tutmuş, müdahil ise “kardeşimi tutamazsın, sana gösteririm, hesabını sorarım” diyerek sanığı tehdit etmiştir.

Şikayetçi hakkında, görevli memuru tehdit etmek suçundan kamu davası açılmış, müdahil bu davada yüklenen suçu inkarla memurları tehdit etmediğini, görevli memurların kendisini dövdüklerini savunmuştur. 24.3.1987 günlü 45/103 sayılı kararla, müdahilin cezalandırılmasına karar verilmiş, hükmün kesinleşmesinden sonra, savunma nazara alınarak Mahkemece 6.4.1987 tarihinde, memurlar hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Şikayetçi de aynı gün Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuştur.

Şikayetçi hakkında açılan tehdit davasında savunma tanığı ve temyiz incelemesine konu olan bu davada ise iddia tanığı olarak dinlenen şahitler, şikayetçinin yakın akrabaları olup sanıkların, müdahili dövdüklerini söylemişlerdir. Müdahil ile kavga eden Eşref Üzel ve babası, tarafları barıştırmak için karakola gelen tanıklar ise, müdahilin sanıklar tarafından dövüldüğünü görmediklerini, polis memurları ise sanıkların karakol önündeki kavgayı araladıklarını beyan etmişlerdir.

Açıklanan deliller ile dosya kapsamına göre; şikayetçi, olayın akabinde dövüldüğünden bahisle yetkili makamlara başvurmamış, hakkında tehdit suçundan açılan davada savunma olarak dövüldüğünü ileri sürmüştür. Sanık Abdullah Baş ile müdahil arkadaş olup olay öncesi karakolda birlikte çay içmişlerdir. Karakolun önünde iki grup arasında kavga çıkmış ve görevli memurlar bu kavgayı ayırmak için müdahele etmişlerdir. Müdahilin yaralandığını belirten doktor raporundaki bulguların, daha önceki kavga nedeniyle oluşması ve dışardan görülmeyen bu arazların bilahare ortaya çıkması olasıdır. Sanıkların, arkadaşları olan ve dövülmesi nedeniyle karakola başvuran müdahil dövmeleri için bir nedende bulunmamaktadır.

Ayrıca, kavgayı önlemek için müdahele eden görevli memurların 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 1, 2, 16, 17. ve ek 6. maddeleri gereğince zor kullanma yetkileri de mevcuttur. Sanıkların, bu yetkilerini aşarak, kasten ve isteyerek şikayetçiyi dövdükleri hususunda, savunmalarının aksini gösterir, her türlü şüpheden uzak, cezalandırılmalarına yeterli ve kesin kanıt bulunamadığından, usul ve yasaya uygun bulunan direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir. (Oy birliği ile)

Eskişehir Avukat Mahmut Rasul UYANIK saygıyla sunar.

Avukat Mahmut Rasul UYANIK ile İletişime Geçin!