Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi Suçu

Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçu TCK m. 279’da düzenlenmiştir. Düzenleme şu şekildedir: Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Suçun, adli kolluk görevini yapan kişi tarafından işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Bu suç şikayete tabi olmayıp re’sen soruşturulup kovuşturulur. Uzlaştırma hükümleri bu suç bakımından uygulama alanı bulmaz. Dava zaman aşımı süresi 8 yıl ceza zaman aşımı süresi 10 yıldır.

Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi Suçu Madde Gerekçesi

Kamu görevlileri, görevlerini yaptıkları sırada ve göreve ilişkin olarak bir suçun işlendiğini öğrendiklerinde bunu yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdürler. Madde metninde, bu yükümlülüğe aykırı davranış, suç olarak tanımlanmaktadır. Suçun maddî unsuru, bildirimde bulunmak hususunda ihmalde bulunmak veya gecikme göstermektir. Ancak, bu suçun oluşabilmesi için, bildirim konusu suçun kamu görevlisinin yürüttüğü görevle bağlantılı olması gerekir. İşlenen suçun görevle bağlantısının olmaması durumunda, ihbarla ilgili genel kurallar geçerlidir.

Maddenin ikinci fıkrasında, failin adlî kolluk görevini yapan memurlardan oluşu ağırlaştırıcı neden sayılmıştır.

Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçu Eskişehir ceza avukatı

Emsal Yargıtay Kararları

YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2014/3274 Karar Numarası: 2014/6568 Karar Tarihi: 26.05.2014

Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi Suçu

Hırsızlık Suçu

ÖZETİ: Somut olayda sanık H.’in I… Devlet Hastanesi’nde hastane müdürü, sanık A.’in ise müdür yardımcısı olarak görev yaptıkları, 24.03.2010 tarihinde odiometri odasında ve 18.03.2010 tarihinde röntgen odasında gerçekleştirilen hırsızlık olaylarının teknisyenler tarafından aynı tarihli tutanaklarla hastane baştabibine bildirildiği, baştabip olan sanık İ. N.’nin 24.03.2010 tarihli yazı ile sanık A.’i olayları araştırmak için görevlendirdiği fakat yetkili makamlara ihbar etme talimatını vermediği gibi olayın soruşturulması için herhangi bir makama da bildirimde bulunmadığı, Yataklı Tedavi Kurumlan İşletme Yönetmeliğinin 110. maddesinde baştabibin kuruma ait bütün işlerde muhatap ve haberleşmeye yetkili tek merci olduğunun, 147. maddesinde ise hastane müdürünün baştabipliğe bağlı olarak kurumun idari, mali ve teknik hizmetlerini kanun, tüzük, yönetmelik ve emirler uyarınca yürütmekle yükümlü ve yetkili olduğunun düzenlendiği, anılan maddeler gereğince teknisyenler tarafından tespit edilen hırsızlık olaylarının soruşturmaya yetkili makamlara bildirilmesinde başhekimin asli olarak vazifelendirildiği, somut olayda kamu adına soruşturulması gereken hırsızlık suçundan hastane başhekiminin haberdar olması karşısında hastane müdürü ve müdür yardımcısı olan sanıklara yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

TCK’nın 279. maddesinde tanımlanan kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçunun oluşması için; kamu görevlisinin kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal etmesi veya bu hususta gecikme göstermesi gerekir. Bu bağlamda yaptığı görevin gereği olarak yürüttüğü faaliyetlere ilişkin suçu öğrenmesi nedeniyle anılan madde gereği ihbar yükümlülüğü doğan ve soruşturma yapacak makamlara iletilmek üzere suçu bildirmeye yetkili olan kamu görevlisinin, ilgili kamu kurumunda suçun bildirilmesi hususunda kurum içi düzenleme yapılıp yapılmadığının, idari işlemlerle bildirme yükümlülüğünün bir görevliye tevdi edilip edilmediğinin araştırılması suretiyle belirlenmesi gerekir. Ayrıca kurum içi hiyerarşide her bir basamaktaki kamu görevlisinin ayrı ayrı sorumluluğu bulunmakla birlikte sorumluluğun, bildirilmesi gereken suçu öğrendiği halde bildirmeyen en üst yetkili kamu görevlisinde kalacağının kabulü gerekir.

Somut olayda sanık H.’in I… Devlet Hastanesi’nde hastane müdürü, sanık A.’in ise müdür yardımcısı olarak görev yaptıkları, 24.03.2010 tarihinde odiometri odasında ve 18.03.2010 tarihinde röntgen odasında gerçekleştirilen hırsızlık olaylarının teknisyenler tarafından aynı tarihli tutanaklarla hastane baştabibine bildirildiği, baştabip olan sanık İ. N.’nin 24.03.2010 tarihli yazı ile sanık A.’i olayları araştırmak için görevlendirdiği fakat yetkili makamlara ihbar etme talimatını vermediği gibi olayın soruşturulması için herhangi bir makama da bildirimde bulunmadığı, Yataklı Tedavi Kurumlan İşletme Yönetmeliğinin 110. maddesinde baştabibin kuruma ait bütün işlerde muhatap ve haberleşmeye yetkili tek merci olduğunun, 147. maddesinde ise hastane müdürünün baştabipliğe bağlı olarak kurumun idari, mali ve teknik hizmetlerini kanun, tüzük, yönetmelik ve emirler uyarınca yürütmekle yükümlü ve yetkili olduğunun düzenlendiği, anılan maddeler gereğince teknisyenler tarafından tespit edilen hırsızlık olaylarının soruşturmaya yetkili makamlara bildirilmesinde başhekimin asli olarak vazifelendirildiği, somut olayda kamu adına soruşturulması gereken hırsızlık suçundan hastane başhekiminin haberdar olması karşısında hastane müdürü ve müdür yardımcısı olan sanıklara yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısı ile sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı bozulmasına, 26.05.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2006/2698 Karar Numarası: 2007/5349 Karar Tarihi: 05.06.2007

Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi

Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Cumhuriyet Savcısının Görev Ve Yetkileri

5271 s. CMK/160, 161

ÖZETİ: Doğrudan doğruya veya adli kolluk görevlileri aracılığıyla soruşturma evresini tamamlama yetkisi Cumhuriyet Savcılığına ait olmakla birlikte; adli kolluk görevlileri bir taraftan el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet Savcısına derhal bildirmek ve öte yandan kanıtların kaybolmasını önleyecek tedbirleri alarak soruşturma için Cumhuriyet Savcısının bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlü olmaları karşısında Hastanede görevli olan polis memuru sanığın doğrudan soruşturulması gereken şüpheli ölüm olayıyla ilgili herhangi bir adli işlem yapmamaktan ibaret eylemin; genel nitelikteki görevi savsama suçunu oluşturduğu gözetilmeden; 765 sayılı TCK.nun 235/2. maddesi ile hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- 1412 Sayılı CYY.nın 153, 154 ve 5271 Sayılı CMK.nun 160 ve 161. maddeleri uyarınca doğrudan doğruya veya adli kolluk görevlileri aracılığıyla soruşturma evresini tamamlama yetkisi Cumhuriyet Savcılığına ait olmakla birlikte; anılan yasaların 156/1 ve 161/2. maddeleri gereğince adli kolluk görevlileri bir taraftan el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet Savcısına derhal bildirmek ve öte yandan kanıtların kaybolmasını önleyecek tedbirleri alarak soruşturma için Cumhuriyet Savcısının bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlü olmaları karşısında Hastanede görevli olan polis memuru sanığın doğrudan soruşturulması gereken şüpheli ölüm olayıyla ilgili herhangi bir adli işlem yapmamaktan ibaret eylemin; 765 sayılı TCK.nun 230/1 ve 5237 sayılı TCK.nun 257/2. madde ve fıkralarında düzenlenmiş bulunan genel nitelikteki görevi savsama suçunu oluşturduğu gözetilmeden; 765 sayılı TCK.nun 235/2. maddesi ile hüküm kurulması,

2- Kabule göre;

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 122. maddesi ile 647 Sayılı Yasanın yürürlükten kaldırılmış olması ve aynı Yasa’nın “Para Cezaların Ödenmesi” başlıklı 106. maddesinde süresinde ödenmeyen para cezalarına ilişkin gecikme zammı öngörülmemesine göre; gecikme zammı uygulama olanağı bulunmadığının gözetilmemesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanığın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05.06.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Eskişehir avukat Mahmut Rasul UYANIK saygıyla sunar.

Avukat Mahmut Rasul UYANIK ile İletişime Geçin!