Kamu Görevinin Terki veya Yapılmaması Suçu

Kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu Türk Ceza Kanunu madde 260’da düzenlenmiştir. Cezası 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıdır.

Kamu görevinin terki suçunun soruşturması ve kovuşturması şikayete bağlı olmayıp re’sen soruşturulup kovuşturulur. Bu suç Ceza Muhakemesi Kanunu madde 253’de düzenlemesi bulunan uzlaştırma hükümlerine tabi değildir.

Kamu görevinin terki suçu serbest hareketli bir suç olup bu suç görevin terki, göreve gelmeme, görevin geçici de olsa kısmen veya tamamen yapılmaması hareketlerinden herhangi biriyle işlenebilir.

Kamu görevinin terki suçu özgü bir suçtur. Bu suçun sadece 3’ten fazla kamu görevlisi tarafından beraberce işlenmesi mümkündür.

TCK 260 düzenlemesi şu şekildedir:

  • Hukuka aykırı olarak ve toplu biçimde, görevlerini terk eden, görevlerine gelmeyen, görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmayan veya yavaşlatan kamu görevlilerinin her biri hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Kamu görevlisi sayısının üçten fazla olmaması halinde cezaya hükmolunmaz.
  • Kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli iş bırakmaları veya yavaşlatmaları halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilir.

Kamu Görevinin Terki veya Yapılmaması Suçu

Madde Gerekçesi

Madde metninde, kamu görevlilerinin toplu olarak gö­revlerini terk etmesi, görevlerine gelmemesi, görevlerini geçici de olsa kıs­men veya tamamen yapmaması veya yavaşlatması suç olarak tanımlanmıştır.

Bir hizmetin kamu adına yürütülmesine karar verilmesi, bu hizmetin düzenli ve aksamaksızın yürütülmesini gerektirir. Madde metniyle bir kamu hizmetinin aksamasına neden olacak toplu hareketler ceza yaptırımı altına alınmıştır.

Söz konusu suçun oluşabilmesi için maddede belirtilen hareketlerin toplu olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Söz konusu hareketlerin toplu olarak yapıldığının kabulü için, en az dört kişinin birlikte hareket etmiş olması ge­rekir.

Maddenin ikinci fıkrasında, görevin toplu olarak ve kısa bir süre için terkinin kamu hizmetinin yürütülmesi açısından oluşturduğu haksızlığın azlığı göz önünde bulundurularak, verilecek cezada indirim yapma veya ceza vermeme konusunda mahkemeye takdir yetkisi tanınmıştır. Ancak, bu takdir yetkisinin kullanılabilmesi için, görevin kısa bir süre terkinin hizmeti aksatmaması ve münhasıran kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili taleplerini ifade amacıyla yapılması gerekir.

Kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu
Eskişehir avukat

Kamu Görevinin Terki veya Yapılmaması Suçu

Yüksek Mahkeme Kararları

Aşağıda Kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu ile ilgili Yargıtay kararları vardır.

8. Daire Kararı

Y.8.C.D. E. 1981/1952 K. 1981/2640 K.T. 24.04.1981

Kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu

5237 s. TCK/260

Töb-Der tarafından Türkiye çapında düzenlenen boykota katılmaktan sanık Mine’nin, yapılan yargılanması sonunda: hükümlülüğüne dair ( Konya İkinci Ağır Ceza Mahkemesi ) nden verilen 22.12.1980 gün ve 125 esas, 281 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş ve şart depo parası ile yerine getirilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığı’ndan tebliğname ile 09.04.1981 günü daireye gönderilmekle incelenip gereği düşünüldü:

KARAR: 1- Konya’nın Karapınar İlçesi’ne bağlı …… Köyü İlkokulu’nda öğretmen 1955 doğumlu sanık Mine’nin; bir örgütün Ülke çapında toplu boykot toplu direniş çağrısına uyarak 24.12.1979 günü okula gelmediği mahkemece kabul edilmiş ve TCK.nun 236. maddesine dayanılarak cezalandırılmıştır.

Öğretmenlere toplu direniş çağrısını yapan örgüt; Ülkemin eğitim biçimini ve yönetimini üst düzeyde ( Bakanlık katında ) yönlendirmeyi ve denetlemeyi üstlenmiş, yetkili kişilerinde bir ölçüde destekledikleri bir kuruluştur.

Sanık Mine’nin aşamalardaki anlatımları ile çelişmeyen temyiz dilekçesindeki ayrıntılı savunmalarında ve yakınmalarında, derslere giremediği gün hasta olduğunu, aşamalarda da değindiği gibi boykot ile ilgisi bulunmadığını, öğretmeni olduğu köyün ilçeye olan uzaklığı nedeniyle Mahkemenin kendisinden istediği bir günlük doktor raporunu veremediğini, diğer taraftan aynı okul müdürü ile iki erkek öğretmenin örgüt kararı doğrultusunda direniş çağrısına uyarak derslere girmemesi karşısında; görevinin ilk yılı içerisinde tek başına seçebileceği özgür bir davranışın bulunamayacağını, suç kastının olmadığını bildirmektedir.

Sanık Mine’ye; üst düzeydede destek kazanmış böyle bir örgüt ve güç karşısında hangi kararının veya seçiminin yeni başladığı görevinde güven sağlayabileceği kaygısı, kuşkusu egemen olmuştur. Böylesine zorunlu kaygılar içerisinde sanık Mine’nin suç iradesinin ( kastının ) yapısına, yalnızlığına ve çaresizliğine özgü bir düşünce ile tartışılıp değerlendirilmesi doğru olur.

Eğitimde egemen güç yerleşik yasal yönetim midir? yoksa yasal yönetimle bir ölçüde özdeşleşmiş, kadrolaşmış, genişleyerek etkinleşmiş, köyündeki yakın görev arkadaşlarını da içine alan örgüt müdür?

Bu karşıt güçler ve baskılar arasında kalan deneyimleri sınırlı genç kızdan tek başına derslere girerek karşıt direnişe geçmesi beklenemez. Gücünü aşacak bu seçiminin başına neler getirebileceğinden kaygılanması beklenmelidir.

Suç kastı ve haklı ceza ilkesi açısından, kamu davasının biçimsel suç yüklemesi ile sanığın sözü edilen ve gerçeklere değinen savunmasının mahkemece yeniden tartışılıp değerlendirilmesi gerekir. Kanıt bakımından da direnişe katıldığı anlaşılan okul müdürü tanık Turgut’un mahkemedeki «…Mine okula gelmeyince boykota katıldı sandım…..» yolundaki anlatımı sanık Mine’nin savunmasını bütünü ile ortadan kaldıracak nitelikte değildir.

2- Kabul ve uygulama bakımından da ağır para cezası taksit sürelerinin kararda açıklanması yapılmalıdır.

SONUÇ: Sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan hükmün kısmen istem gibi ( BOZULMASINA ), depo parasının geri verilmesine 24.04.1981 gününde oybirliğiyle karar verildi.


2. CEZA DAİRESİ KARARI

Y.2.C.D. E. 1976/3800 K. 1976/5527 K.T. 04.06.1976

KAMU GÖREVİNİN TERKİ VEYA YAPILMAMA SUÇU

DAVA: Bilirkişilik görevini yapmaktan imtina etmekten sanık (A) nın beraatine dair (İzmir İkinci Sulh Ceza Mahkemesi) nden verilen 19.02.1976 tarihli hükmün Yargıtay’ca incelenmesi O yer C.Savcısı tarafından süresinde dilekçeyle istenmek ve dava evrakı C. Başsavcılığının 16.04.1976 tarihli tebliğnamesiyle daireye gönderilmekle okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği düşünüldü:

Karar: Sanık bilirkişi olarak çağrıldığı hukuk mahkemesinin davetine uyarak mahkemece kendisine tevdi olunan görevi ifa ile gerekli raporu vereceğini beyan ve dosyayı 29.03.1973 tarihinde teslim aldığı halde, işbu görevini 26.02.1975 tarihine kadar yerine getirmemiş ve belirli bir mazerette bildirmemiş olmasına göre eyleminde Türk Ceza Kanununun 282. maddesinde yazılı suç unsurlarının oluştuğu düşünülmeden ve sanığın gerekli belgelerin eksik olduğunu kapsayan savunması da araştırılmadan sadece delil bulunmadığı gibi bir gerekçeye dayanılarak beraatine karar verilmesi,

SONUÇ: Bozmayı gerektirmiş C.Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan istem gibi hükmün BOZULMASINA, 4.06.1976 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Eskişehir avukat Mahmut UYANIK saygıyla sunar.

Avukat Mahmut Rasul UYANIK ile İletişime Geçin!