Anayasayı İhlal Suçu

Anayasayı ihlal suçu Türk Ceza Kanunu madde 309’da düzenlenmiştir. Cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. Şikayete tabi olmayıp re’sen soruşturulup kovuşturulur. Ceza zaman aşımı 30 yıl dava zaman aşımı 40 yıldır. Bir tehlike suçu ve bir teşebbüs suçudur. Suçun oluşması için failin fiilinin neticeye ulaşması gerekmez.

Anayasayı ihlal suçu işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan
dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

Anayasayı İhlal Suçu Nedir

Anayasayı ihlal suçu cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya
bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmektir.

Anayasayı İhlal Suçu Madde Düzenlemesi

(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya
bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezası ile cezalandırılırlar.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan
dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında
bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

Anayasayı ihlal suçu Türk Ceza Kanunu 2. kitap 4. kısım 5. bölümde Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenmiştir.

Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar şunlardır:

  • Anayasayı İhlal (m.309)
  • Cumhurbaşkanına Suikast Ve Fiili Saldırı (m.310)
  • Yasama Organına Karşı Suç (m.311)
  • Hükümete Karşı Suç (m.312)
  • Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyan (m.313)
  • Silahlı Örgüt (m.314)
  • Silah Sağlama (m.315)
  • Suç İçin Anlaşma (m.316)
Eskişehir Ceza Avukatı Anayasanın ihlali suçu
Eskişehir Ceza Avukatı Anayasanın ihlali suçu

Madde Gerekçesi

Madde, savaş hâlinde vatandaşın veya Türkiye’deki yabancıların, düşmanla her türlü ticarî veya iktisadî ilişkilerde bulunmalarını yasaklamakta ve böylece Devletin savaş çabalarına, ne suretle olursa olsun, engel olunmamasını sağlamak amacını gütmektedir.

Maddenin birinci fıkrasında yazılı suçun maddî unsuru, savaş zama­nında düşman devlete savaşta Türkiye Cumhuriyeti Devletinin aleyhine kullanılabilecek her türlü eşyanın verilmesidir. Bu şeylerin verilmesi ister doğrudan doğruya olsun isterse bunları veren kişinin kendisini saklayarak dolaylı bir yolu seçmesi suretiyle gerçekleşsin, suç oluşacaktır.

Maddenin ikinci fıkrası ise, düşman devlet lehine malî kolaylıklar sağlanması fiillerini suç hâline getirmektedir. Suçun maddî unsuru, düşman devlet yararına yapılan borçlanmalara veya her ne nedenle olursa olsun ödemelere katılmak veya bunlara ilişkin işlemleri kolaylaştırmaktır. Demek oluyor ki, ikinci fıkrada yer alan suç seçimlik hareketlidir.

Üçüncü fıkrada, düşman devlet vatandaşıyla veya düşman devlet top­raklarında oturan diğer kimselerle ticaret yapılmasını cezalandırmaktadır. Ancak suçun oluşması bazı koşullara bağlanmıştır. Ticaretin doğrudan doğ­ruya veya dolaylı olmasının önemi yoktur. Her iki hâlde de fiil suç oluşturur.

Her üç fıkrada yazılı suç, nerede oturursa otursun vatandaş tarafından işlenebildiği hâlde, ancak Türkiye’de oturan yabancı tarafından bu suçlar işlenebilir. Dolayısıyla maddede yer alan fiilleri dışarıda işleyen yabancılar hakkında madde uygulanmayacaktır.

Ticarî ve malî ilişkiler ve yardım faaliyetleri savaştan önce başlamış bulunsa bile, savaş sırasında sürdürüldüğü takdirde, suç gerçekleşmiş ola­caktır.

Maddenin son fıkrasına göre, bu maddede tanımlanan suçların düşman devletle aralarında savaş için ittifak veya iştirak olan devlet yararına işlen­mesi hâlinde de, bu madde hükümleri uygulanacaktır.

Yüksek Mahkeme Kararları

Ceza Genel Kurulu Kararı

Y.C.G.K. E. 2001/9MD-229 K. 2001/230 K.T. 23.10.2001

ANAYASAYI İHLAL SUÇU

YASAMA ORGANINA KARŞI İŞLENEN SUÇ

HÜKÜMETE KARŞI İŞLENEN SUÇ

HAKİMİN DAVAYA BAKAMAYACAĞI HALLER

İSTİNAF YOLUNA SANIK LEHİNE BAŞVURMA HALİNDE VERİLECEK HÜKÜM

5237 s. TCK/309, 311, 312

Devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan sanık Sacit K.’nun beraatine ilişkin Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.04.2001 gün ve 2697/1071 sayı ve oyçokluğu ile verilen kararın sanık ve Yargıtay C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 15.05.2001 gün ve 84/100 sayı ile;

“Sanık, yargılamaya konu iddianameyi kaleme aldıktan sonra basın mensuplarına bir örneğini vermek, basın açıklaması yapmak suretiyle belgeyi aleni hale getirmiştir. O halde, söz konusu belgenin tahkir ve tezyif içerip içermediğinin belirlenebilmesi için içeriğinin incelenmesi gerekmektedir.

Sanık tarafından yazılan, iddianame başlığını taşıyan 28.03.2000 günlü belgede, “…Ancak, bugüne kadar sanık ve arkadaşları hakkında işlem yapılmayışının sebebi, ordunun sahip olduğu ve gerektiğinde kendi milletine karşı kullanmaktan çekinmediği silah gücünün toplum üzerinde yarattığı korkudan başka bir şey değildir. Halbuki demokrasilerde üstün olan sadece hukukun gücüdür. Türkiye’de ise maalesef gücün hukuku egemendir….. Türkiye Cumhuriyeti ya gerçek bir hukuk devleti olarak varlığını devam ettirecek ya da yeniden gücün üstünlüğüne boyun eğerek yaşamaya devam edecektir… Türk milletinin kardeş kanı dökülmemesi için orduya karşı bir isyan başlatmayışı ne ihtilali ne de muhtırayı haklı gösterebilir. …Nitekim bugüne kadarki uygulama, Türkiye’nin bir hukuk devleti değil, asker devleti olduğunu düşündürmektedir. Suçu sivil işlerse cezalandıran, asker işlerse cezalandırmayan bir devletin vatandaş nazarında itibarı kalmaz. …” şeklinde ibarelere yer verilmiştir.

Görüldüğü gibi, sanık yazıyı kaleme alırken yalnızca belli bir kişiyi hedef almamış, silahlı kuvvetler içinde ayırt edilebilir bir birlik komutanına yönelik ifadeler kullanmamış, tam tersine kendi milletine karşı silah kullanmaktan çekinmeyen, hukuku ortadan kaldırmaya çalışan, elindeki gücü kötüye kullanan bir kurum olarak nitelendirmiştir. Bu belgenin gerek bütünü gerekse açıklanan ibareler dikkate alındığında, eleştiri boyutunu aştığı, tahkir ve tezyif kastıyla yazıldığı anlaşılmaktadır.” isabetsizliğinden, Kurul Başkanı ve bir kısım üyelerin “Özel Daire kararında da belirtildiği şekilde, söz konusu yazı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, 12 Eylül harekatına yönelik eleştiriler ve saptamalara yer verildiği, Devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif içermediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla Özel Dairenin isabetli olan beraat kararının onanmasına karar verilmelidir.” görüşüyle kullandıkları karşı oyla, oyçokluğu ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise 26.09.2001 gün ve 1861/2417 sayı ile; “Suça konu yazı bir bütün olarak incelendiğinde, sanığın Devletin askeri kuvvetlerini hedef almadığı, MGK. Başkanı Ahmet Kenan Evren ile konsey üyesi arkadaşlarının “milletin 1960 ihtilalini gerçekleştirenlerin, 12 Mart muhtırasını verenlerin de TCY.nın 146 ve 147. maddeleri gereğince yargılanmalarının gerektiği” yönündeki düşüncesini açıkladığı, Devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif kastının bulunmadığı” gerekçesiyle, Daire üyelerinden Ş.Erol’un, “Dosyadaki bilgi ve iddianame içeriğine göre belli bir kişi hedef alınmamış, silahlı kuvvetlerin tümü hedef alınmıştır. Silahlı kuvvetleri, kendi milletine karşı silah kullanmaktan çekinmeyen, hukuku ortadan kaldırmaya çalışan, elindeki gücü kötüye kullanan bir kurum olarak nitelendirmiştir.

İddianamenin bütünü ve iddianamede geçen ibareler incelendiğinde yazılan kelime ve cümlelerin eleştiri sınırını aştığı ve tahkir ve tezyif kastıyla bu iddianamenin yazıldığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.” görüşüyle kullandığı karşı oy ve oyçokluğu ile önceki hükümde direnmiştir.

Bu kararın da Yargıtay C.Başsavcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın, Devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan beraatine karar verilen somut olayda, Özel Dairenin bu kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulunca yüklenen suçun sübuta erdiğinden bahisle bozulmuş, ancak Özel Daire önceki kararında direnmiştir.

CYUY’nın 326 ncı maddesinin 1 nci fıkrası “Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar” hükmünü taşımaktadır.

İncelenen dosya içeriğine göre bozmadan sonra yapılan yargılamada, sanığın bozma kararına karşı diyeceklerinin saptanması için Adana Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine talimat yazılmış ve 17.09.2001 tarihinde Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın bozmaya karşı diyecekleri sorularak, talimat gereği yerine getirilmiştir. Ancak, sanığın beyanını alan bu Mahkeme Heyetinde Mahkeme Başkanı Eyüp Karataş ve üyelerden Hakim Teyfik Süha Mutlu’nun bulunduğu ve bu kişilerin aynı olay nedeniyle tanık olarak dinlendikleri anlaşılmaktadır. Aynı davada tanık sıfatıyla dinlenmiş olan bir kimsenin hakimlik görevini yapamayacağı ise, CYUY.nın 21/5, maddesinde öngörülen uyulması zorunlu bir usul kuralıdır.

Bu itibarla diğer yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle saptanan bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Yargıtay 9. Ceza Dairesinin direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle saptanan usuli nedenle BOZULMASINA, dosyanın bu Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 23.10.2001 günü oybirliği ile karar verildi.

9. Ceza Dairesi Kararı

Y.9.C.D. E. 2009/11204 K. 2010/855 K.T. 25.01.2010

ANAYASAYI İHLAL SUÇU

YASAMA ORGANINA KARŞI İŞLENEN SUÇ

SİLAHLI ÖRGÜT KURMA SUÇU

5237 s. TCK/309, 311, 314

ÖZETİ: Anayasa’yı ihlal suçunun işlenebilmesi için fail tarafından cebir ve şiddet kullanılması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmek amacıyla silahlı örgüt kurulması yeterli olmayıp, kurulan örgütün amaç suçun işlenmesi doğrultusunda ülke genelinde bu amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte cebir ve şiddet içeren ve ağır suç teşkil eden icra hareketlerine girişmiş olması da gerekir. “CEZA HUKUKU: Silahlı Örgüt Kurma Suçu Anayasa’yı ihlal suçunun işlenebilmesi için fail tarafından cebir ve şiddet kullanılması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmek amacıyla silahlı örgüt kurulması yeterli olmayıp, kurulan örgütün amaç suçun işlenmesi doğrultusunda ülke genelinde bu amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte cebir ve şiddet içeren ve ağır suç teşkil eden icra hareketlerine girişmiş olması da gerekir.”

Duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:

KARAR: Suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nın 146/1 ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 309/1. maddesinde tanımlanan Anayasa’yı ihlal suçunun işlenebilmesi için fail tarafından cebir ve şiddet kullanılması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmek amacıyla silahlı örgüt kurulması yeterli olmayıp, kurulan örgütün amaç suçun işlenmesi doğrultusunda ülke genelinde bu amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte cebir ve şiddet içeren ve ağır suç teşkil eden icra hareketlerine girişmiş olması da gerekir.

Somut olayda sanığın, Anayasal düzeni yıkıp yerine teokratik esaslara dayalı bir devlet kurmak amacıyla oluşturup yönettiği örgütün silahlanması ve amaca yönelik vahim eylemler planlaması suça hazırlık hareketi niteliğinde olup icra hareketine dönüşmediği, bu aşamada eylemin Anayasa’yı ihlal suçunu oluşturmayacağı ancak, sanığın tamam olan ve esasen suç oluşturan eyleminin silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçunu oluşturup hukuki durumunun suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nın 168/1 ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 314/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve tayin olunacak cezanın teşdiden uygulanması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ: Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz dilekçesi ile duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, re’sen de temyize tabi hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 25.01.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eskişehir Avukat Mahmut Rasul Uyanık bu suçun şüphelisi veya sanığı konumunda olan müvekkillerine özenle ve profesyonellikten taviz vermeden Eskişehir Ceza Avukatı olarak müdafilik hizmeti verdiği gibi bu suçun mağduru veya suçtan zarar göreni konumunda olan müvekkillerini de mahkemede Eskişehir Ceza Avukatı olarak özveriyle temsil etmekte ve haklarını savunmaktadır.

Eskişehir Avukat Mahmut Rasul Uyanık saygıyla sunar.

Avukat Mahmut Rasul UYANIK ile İletişime Geçin!