Ağır Ceza Mahkemesi Hangi Davalara Bakar?

Ağır ceza mahkemesi görev alanları 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. 5235 sayılı kanun 2. kısım 2. bölümü ceza mahkemeleri başlığını taşımaktadır ve tabi olarak ağır ceza mahkemesinin görev alanı ve yetki çevresi burada düzenlenmiştir.

Ağır Ceza Mahkemesinin Görev Alanı (Baktığı Davalar)

Kanunların özel olarak görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere ,

Türk Ceza Kanunu’nda yer alan:

  • Yağma (m. 148)
  • İrtikap (m. 250/1-2)
  • Resmi belgede sahtecilik (m. 204/2)
  • Nitelikli dolandırıcılık (m. 158)
  • Hileli iflas (m. 161)

suçları.

Türk ceza kanununun 2. kitap 4. kısmının 4, 5, 6 ve 7. bölümlerinde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç)

Ağır Ceza Mahkemesi Görev Alanına Giren TCK 2. Kitap 4. Kısım

4. Bölüm Suçları

  • Devletin Birliğini Ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak (m.302)
  • Düşmanla İşbirliği Yapmak (m.303)
  • Devlete Karşı Savaşa Tahrik (m.304)
  • Temel Milli Yararlara Karşı Faaliyette Bulunmak İçin Yarar Sağlama (m.305)
  • Yabancı Devlet Aleyhine Asker Toplama (m.306)
  • Askeri Tesisleri Tahrip Ve Düşman Askeri Hareketleri Yararına Anlaşma (m.307)
  • Düşman Devlete Maddi Ve Mali Yardım (m.308)

Ağır Ceza Mahkemesi Görev Alanına Giren TCK 2. Kitap 4. Kısım

5. Bölüm Suçları

  • Anayasayı İhlal (m.309)
  • Cumhurbaşkanına Suikast Ve Fiili Saldırı (m.310)
  • Yasama Organına Karşı Suç (m.311)
  • Hükümete Karşı Suç (m.312)
  • Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyan (m.313)
  • Silahlı Örgüt (m.314)
  • Silah Sağlama (m.315)
  • Suç İçin Anlaşma (m.316)

Ağır Ceza Mahkemesi Görev Alanına Giren TCK 2. Kitap 4. Kısım

6. Bölüm Suçları

  • Askeri Komutanlıkların Gasbı (m.317)
  • Yabancı Hizmetine Asker Yazma, Yazılma (m.320)
  • Savaş Zamanında Emirlere Uymama (m.321)
  • Savaş Zamanında Yükümlülükler (m.322)
  • Savaşta Yalan Haber Yayma (m.323)

Ağır Ceza Mahkemesi Görev Alanına Giren TCK 2. Kitap 4. Kısım

7. Bölüm Suçları

  • Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeler (m.326)
  • Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Temin Etme (m.327)
  • Siyasal Ve Askeri Casusluk (m.328)
  • Devletin Güvenliğine Ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama (m.329)
  • Gizli Kalması Gereken Bilgileri Açıklama (m.330)
  • Uluslar Arası Casusluk (m.331)
  • Devlet Sırlarından Yararlanma, Devlet Hizmetlerinde Sadakatsizlik (m.333)
  • Yasaklanan Bilgileri Temin (m.334)
  • Yasaklanan Bilgilerin Casusluk Maksadıyla Temini (m.335)
  • Yasaklanan Bilgileri Açıklama (m.336)
  • Yasaklanan bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama (m.337)
  • Taksir Sonucu Casusluk Fiillerinin İşlenmesi (m.338)
  • Devlet Güvenliği İle İlgili Belgeleri Elinde Bulundurma (m.339)

Bu suçların yanında, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına girer.

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere
  • On yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere

bakmakla Ağır Ceza Mahkemesi görevlidir.

Ancak;

Özel kanunlarda geçen düzenlemeler çerçevesinde, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ve çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır.

  • Mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur.
Eskişehir Ceza Avukatı Ağır Ceza Mahkemesi Görev Alanı
Eskişehir Ceza Avukatı Ağır Ceza Mahkemesi Görev Alanı

Yüksek Mahkeme Kararları

Y.11.C.D. E. 2004/1884 K. 2006/54 K.T. 24.01.2006

ÜST DERECELİ AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN GÖREV ALANINA GİREN UYUŞMAZLIK

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇU

SAHTE ÖZEL BELGE KULLANARAK BANKADAN KREDİ ALMAK

TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ VEYA HÜKMÜN BOZULMASI

CEZA YARGILAMASINDA TEMYİZ VE KARAR DÜZELTME

5271 s. CMK/302

ÖZETİ: Sanıkların, düzenledikleri sahte özel belgelerle bankadan kredi aldıklarının iddia ve kabul olunması karşısında; eylemlerinin kül halinde 765 Sayılı TCK. nun 504/maddesinde öngörülen suçu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekir.

Sahtecilik suçundan sanıklar İsmail E. ve Hilmi Ö.’in yapılan yargılamaları sonunda, mahkumiyetlerine dair Manavgat Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 06.09.2001 gün ve 2001/67 Esas, 2001/840 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi üst C. Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığının bozma isteyen 12.02.2004 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle, incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR: Sanıkların, düzenledikleri sahte özel belgelerle bankadan kredi aldıklarının iddia ve kabul olunması karşısında; eylemlerinin kül halinde 765 Sayılı TCK. nun 504/1 (5237 Sayılı Yasanın 158/1-j) maddesinde öngörülen suçu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kanuna aykırı, üst C. Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeksizin hükmün bu sebepten dolayı istem gibi 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK. nun 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.01.2006 gününde oy birliği ile karar verildi.

Y.6.C.D. E. 2009/380 K. 2011/35575 K.T. 18.07.2011

ÜST DERECELİ ÇOCUK AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN GÖREV ALANI

SUÇA TEŞEBBÜS HALİ

KASTEN YARALAMA SUÇU

HIRSIZLIK SUÇU

HIRSIZLIK SUÇUNUN GECE VAKTİ İŞLENMESİ

ÖZETİ: Sanığın eyleminin sübutu halinde suç tarihi itibariyle 765 Sayılı T.C.K.nın 495/2. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 497/1 ve 61. maddelerinde tanımlanan dolaylı yağmaya kalkışma suçunu ve 5237 Sayılı T.C.K.nda dolaylı yağma suçuna yer verilmediğinden anılan Yasanın kamyon kilitli ise 142/1-b, kilitli değil ise 141/1 ve 143/1, 35/2, maddelerine uyan hırsızlığa kalkışma ve 86/2, 35/2. maddelerine uyan kasten yaralamaya kalkışma suçlarını oluşturup oluşturmadığına ilişkin kanıtları takdir ve tartışmanın üst dereceli Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekir.

DAVA: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Mağdur H. K.’in 18.3.2008 tarihli oturumda “suçun işlendiği 31.12.2004 günü gece vakti kamyonunun mazot deposundan üç kişinin mazot çalmaya kalkıştıklarını görmeleri üzerine oğlu tanık K. K. ile müdahale ettiklerini, faillerin kendilerini görmeleri üzerine kaçmaya başladıklarını, peşlerine takılınca içlerinden birinin kendilerine taş attığını, ancak yakalayamadıklarını” belirtmiş olası karşısında; eyleminin sübutu halinde suç tarihi itibariyle 765 Sayılı T.C.K.nın 495/2. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 497/1 ve 61. maddelerinde tanımlanan dolaylı yağmaya kalkışma suçunu ve 5237 Sayılı T.C.K.nda dolaylı yağma suçuna yer verilmediğinden anılan Yasanın kamyon kilitli ise 142/1-b, kilitli değil ise 141/1 ve 143/1, 35/2, maddelerine uyan hırsızlığa kalkışma ve 86/2, 35/2. maddelerine uyan kasten yaralamaya kalkışma suçlarını oluşturup oluşturmadığına ilişkin kanıtları takdir ve tartışmanın üst dereceli Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, duruşmaya devam edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümün açıklanan sebeple BOZULMASINA, 18.7.2011 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Y.8.C.D. E. 2011/9318 K. 2011/9517 K.T. 13.09.2011

ÖZEL GÖREVLİ AĞIR CEZA MAHKEMELERİNİN GÖREV ALANINA GİREN UYUŞMAZLIK

TERÖR ÖRGÜTLERİ

TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMA SUÇU

TERÖRLE MÜCADELE KANUNUNDA GÖREV VE YARGI ÇEVRESİNİN BELİRLENMESİ

ÖZETİ: Sanıkların da içinde bulunduğu bir grup tarafından DEHAP Şırnak İl Başkanlığı’nca organize edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yapılan kutlamalar sırasında PKK/KADEK/KONTRA GEL terör örgütü elebaşını övücü mahiyette ‘‘Barışın elçisi İmralı’dadır. Dişe diş kana kan seninleyiz Ö., biji serok A. (yaşasın başkan A.) geliyor, geliyor A.lar geliyor, gençlik A.nun fedaisidir. AKP şaşırma bizi dağa taşırma, ölmek öldürmek istemiyoruz, başkan A. bizim onurumuzdur.’‘ şeklinde slogan atmak ve parti flamaları ile örgüt elebaşısının resimlerini taşımak şeklinde kabul edilen eylemlerinin, terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin tartışılmasının özel görevli ağır ceza mahkemelerine ait olduğu ve bu sebeple görevsizlik kararı verilmesi gerekir.

DAVA: Şevkteki eylem tanımı ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların da içinde bulunduğu bir grup tarafından DEHAP Şırnak İl Başkanlığı’nca organize edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yapılan kutlamalar sırasında PKK/KADEK/KONTRA GEL terör örgütü elebaşını övücü mahiyette ‘‘Barışın elçisi İmralı’dadır. Dişe diş kana kan seninleyiz Ö., biji serok A. (yaşasın başkan A.) geliyor, geliyor A.lar geliyor, gençlik A.nun fedaisidir. AKP şaşırma bizi dağa taşırma, ölmek öldürmek istemiyoruz, başkan A. bizim onurumuzdur.’‘ şeklinde slogan atmak ve parti flamaları ile örgüt elebaşısının resimlerini taşımak şeklinde kabul edilen eylemlerinin, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesinde düzenlenen terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin tartışılmasının anılan Kanun’un 9. maddesi gereğince 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250/1. maddesinde belirtilen özel görevli ağır ceza mahkemelerine ait olduğu ve bu sebeple görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sonuç: Yasaya aykırı, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince bozulmasına, ceza miktarı itibariyle sanıkların kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 13.09.2011 gününde oy birliği ile karar verildi.

U.M.C.B. E. 2015/19 K. 2015/19 K.T. 06.07.2015

ASLİYE CEZA MAHKEMESİNCE AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞU GEREKÇESİYLE VERİLMİŞ BİR GÖREVSİZLİK KARARI MEVCUT OLUP BU KARARA KARŞI YAPILACAK OLAN İTİRAZIN ÇÖZÜMÜNÜN UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNİN GÖREV ALANI DIŞINDA KALDIĞI

ÖZETİ: Uyuşmazlık Mahkemesi ise, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi’nce görev ve hüküm uyuşmazlıklarının çözüme kavuşturulabilmesi için ortada, bir yargı yolu uyuşmazlığı bulunması zorunludur. Somut olayda, Ankara 36. Asliye Ceza Mahkemesi’nce, ağır ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı mevcut olup, bu karara karşı yapılacak olan itirazın çözümünün Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev alanı dışında kalması nedeniyle başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 19.11.2012 gün ve E:2012/37349, K:2012/17363 sayılı iddianamesiyle; “Yukarıda açık kimliği yazılı müşteki ile aynı arsaya ortak diğer hissedarları bir taraf olmak, hakkında ek koğuşturmama kararı verilen müteahhitler A.S. ve Ş.Ö. diğer taraf olmak üzere, dosyada örneği mevcut Ankara 58. Noterliğince 06/03/2008 tarihinde Ankara Çankaya ilçesi 26527 Ada 11 Parselde bulunan arsaya kat karşılığı inşaat yapılmak üzere usulüne uygun ve Kanunim aradığı merasime uyarı ve tarafları hukuken bağlayan nitelikte kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığı,

Bu sözleşmede tarafların karşılıklı hak ve borçları ile yapılacak inşaatın vasıfları belirlenerek 24.maddesinde müteahhitler tarafından yapılacak inşaatın “Ruhsat tarihinden itibaren maliyet giderleri … Yapı Denetim giderlerinin müteahhitler tarafından karşılanacağının” hükme bağlandığı,

Müteahhitlerin bu sözleşme uyarınca inşaat ruhsatı alıp inşaata başlayabilmek için Çankaya Belediyesine imar mevzuatı uyarınca başvuru yapmaları, arsa ve arsaya yapılacak binayla ilgili statik – mimari projeler ile inşaat izne esas olacak belgeleri sunması gerektiğinden ve imalatına başlanacak inşaat ve yapının Yapı Denetim Hakkındaki Kanun uyarınca yapı sahipleri ile Yapı Denetimi Firması arasında akdedilmiş Yapı Denetim sözleşmesinin de bu belgeler arasında olması gerektiği, mal (yapı) sahipleri adına müteahhitlerden hakkında ek -takipsizlik kararı verilen Ş.Ö.’nın uygulamada hep yapıldığı gibi, Kat karşılığı Sözleşmesinde ki genel yetkiye istinaden yapı sahipleri adına haricen anlaştığı anlaşılan o dönemlerdeki adı H. Yapı Denetim Firması ile, mal sahipleri adına müteahid Ş.Ö. ve adıgeçen firma adına da şüphelice imzalanan tarihsiz genel nitelikteki Yapı Denetim Hizmet Sözleşmesini Belediyede ki dosyaya koyduğu, (şikayet dilekçesi ekindeki 3 nolu belge)

Ancak Yapı Denetim Kanunun 5. Maddesi gereğince bu tür bir sözleşmelerin yapı sahipleri ile Yapı Denetim Firması arasında düzenlenmesi gerekmekle beraber, aynı yapıda müteahhit sıfatını taşıyan müteahhitlerden Ş.Ö.’nın vekelaten de olsa böyle bir sözleşmeyi yapı sahipleri adına imzalamasının mümkün bulunmadığı, dolayısıyla verilen bu sözleşmenin mal sahiplerini, işlemde yetkisizlik nedeniyle hukuken bağlayan bir sözleşme niteliğinde bulunmadığı, çünkü yapı sahibinin yapım için anlaştığı müteahhitlerden hiç birini vekil tayin edemeyeceğinin kanunda belirtildiği,

Muhtemelen Müteahhitlerin inşaatın ruhsatını alabilmek için Belediyede ki evrakları bu şekilde tamamladıkları ve bu yapı sebebi ile Yapı Denetim Firmasına ödenecek % 10 luk ücret bedelinin de fiilen müteahhitler tarafından hesaba yatırılmış olması nedeniyle (bu eksikliğin Belediye Yetkililerince fark edilmediği) ve alınan inşaat Ruhsatı gereği inşaata başlandığı, belli bir sürede inşaatı teslim taahhüdünde bulunan müteahhitlerin zaman içerisinde işleri bozulup ekonomik krize girdikleri, yapıyı tam anlamıyla bitiremedikleri ve iskan ruhsatını alamadıkları,

Şüphelinin, mal sahipleri müşteki ve ortakları adına yapılan yapıya denetim hizmeti sunmuş olmasına rağmen, yapı sahipleri ile kendi arasında Yapı Denetim Sözleşmesinin Kanunun aradığı ve format sözleşmeye uygun olarak karşılıklı imzalanarak düzenlenmemiş olması nedeniyle sunduğu hizmet bedelini talep edecek muhatap bulamadığı, bu arayış sonrası muhataplarının mal sahipleri olduğuna kanaat getirmiş olması nedeniyle Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan ve icra takip dosyasının dayanağı gösterilen kendi firması ile mal sahipleri adına müşteki ile aralarında imzalanıp düzenlenmiş gibi Yapı Denetim Sözleşmesi fotokopisini vekili aracılığı ile bu dosyaya sunduğu,

Başsavcılığımızca ve Mahkemece talep edilmesine rağmen bu belgenin aslının bulunmadığının beyan edildiği, soruşturma nedeni ile şüphelinin ve haklarında ek takipsizlik kararı verilenlerin imza ve yazı örnekleri alınmışsa da, ne savcılığımıza ne de adı geçen Mahkemeye ne de bahsi geçen icra dosyasına sunulmuş bulunan ve sahteliği iddia edilen sözleşme aslı ele geçirilemediğinden, ancak sözleşme fotokopisi bulunan bu sözleşmedeki müşteki adına atılmış bu imzanın kime ait olduğunun sağlıklı bir şekilde belirleme ve belgede sahtecilik suçunun en önemli unsuru olan iğfal kabiliyetini taşıyıp taşımadığını saptama imkanı bulunamadığı, bu yüzden şüpheliye isnat olunan belgede sahtecilik suçunun maddi unsuru ortaya koyan delillere ulaşılamadığı,

Hakkında soruşturma icra edilmesi nedeniyle belge aslının kendinde olması gereken şüpheliden istenmesine rağmen muhtemelen sonradan ortadan kaldırılması nedeniyle belge aslına ulaşılamadığı, bu yüzden şüphelinin düzenlediği sahte belgeyi yok etmek suretiyle 5237 Sayılı TCK’nun 209. maddesine muhalefet ettiği düşünülse de, bu maddede ki suçun en önemli unsurunun yok edilen belge ile bir hakkın yok edilip ispatının engellenmesi ve bu hakkın şüphelinin kendisine, muhatabının hakkının yok edilmesi ve ispatının önlenmesine yönelik olması gerektiği, dolayısıyla şüphelinin bu eylemi ile 209 maddesinde düzenlenen suçun unsurlarının da oluşmayacağı,

İşlenen sahtecilik suçunun aynı zamanda delili olan sözleşme aslının gizlenmesi nedeniyle şüphelinin suç delilleri gizlediği düşünülebilirse de, kendi işlediği suçun delili olması nedeniyle 5237 sy TCK.’un 281 maddesinde düzenlenen bu suç için aynı maddenin 2. cümlesinde bu eylem nedeniyle şüpheliye ceza verilmesinin mümkün bulunmadığı,

Nihayetinde; düzenlendiği iddia edilen sahte belge ele geçmemiş ise de, şüphelinin müşteki ve hissedarlarına ait olan yapıya dönem içerisinde yapı denetim hizmeti sunmuş bulunduğu, bundan dolayı ücret ve alacağının doğduğu düşüncesinde olduğu, nitekim bu konuda Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/70 sırasında açılmış bir davanın bulunduğu ve davanın derdest olduğu, şüphelinin bu hizmet alacağını işi bırakıp terk eden müteahhitlerden alamayacağını bildiği ve yasa gereği muhatabının mal sahipleri olduğunu bildiği için (mal sahipleri ile müteahhitler arasındaki sözleşmenin üçüncü şahıs konumundaki şüpheliyi bağlamayacağı)bu noktadan hareketle Belediye dosyasına sunulmuş imzasız aslından ayrı olarak 06/05/2009 tarihinde internet aracılığı ile indirildiği anlaşılan format sözleşmenin Yapı Sahibi veya Kanuni Vekili M.K. ve ortakları ismi altına adres yazdıktan sonra imza atmak suretiyle fotokopisini çektirip durumu bilmeyen vekiline tevdi ile vekilin ise yukarıda bahsi geçen Ankara 5. icra Dairesine 26/08/2011 tarihinde bu belgeyi tevdi etmeden ve sadece dayanak olarak bu sözleşmenin tarihine işaret etmek suretiyle müşteki aleyhine sözleşmeye göre sunduğu hizmetin karşılığı olacak şekilde hesapladığı miktar üzerinden icra takibine geçtiği, ancak takibin kesinleştiği, müştekinin durumu öğrenmesi üzerine, Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinde menfi tespit davası açtığı, bu davanın halen derdest olduğu, bu suretle şüphelinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil maksadıyla müşteki adına düzenleyip imza atmak suretiyle yaratıp aslını yok ettiği, sözleşmenin fotokopisini kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği ancak müştekinin karşı koyması üzerine suçun teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmış olmakla,

Şüphelinin yargılamasının mahkemenizde yapılarak delillerin takdiri mahkemenize ait olmak üzere atılı suçtan eylemine uyarı TCK’nun. 159/1, 36, 53 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur.” denilmek suretiyle sanık A.Ö. hakkında kamu davası açılmıştır.

ANKARA 36. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 7.5.2015 gün ve E:2014/108, K:2015/839 sayıyla; “……sanığın eylemi dolandırıcılık suçu olarak nitelendirilerek mahkememize dava açılmış olmakla beraber, sanık söz konusu eyleminde TCK.nun 158/1-d maddesinde belirtilmiş olduğu şekli ile kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli hal olarak dolandırıcılık suçunu işlediği anlaşılmakta olup, kamu kurum ve kuruluşu kapsamında icra dairesinin kullanıldığı yukarıda izah edilmiş olduğu şekli ile aşikar olduğundan, sanığın nitelikli dolandırıcılık suçundan eyleminin değerlendirilmesi, delillerin toplanması ve hüküm tesisinde yetkili ve görevli mahkeme Ankara Ağır Ceza Mahkemesi olduğundan mahkememizin görevsizliğine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM, Yukarıda Açıklanan Gerekçelere Göre,

1- Sanık A.Ö.’e isnat olunan suçun TCK 158/1-d maddesi kapsamında olması nedeniyle CMK 3 ve 5. Maddesi gereğince mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,

2- Sanığın kamu kurum ve kuruluşları aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçundan TCK 158/1- d, 53 maddesi kapsamında yargılamanın yapılması ve hüküm tesisinde yetkili ve görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi olduğundan dosyanın Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine,

3-Yargılama giderlerinin görevli mahkemece takdir ve ifasına,

4- Esasın bu şekilde kapatılmasına,

Dair, sanık vekilinin ve katılan vekilinin yüzüne karşı, 5271 Sayılı CMK’nun 267 ve devamı maddeleri gereğince tefhim ya da tebliğ tarihinden itibaren, Ankara 36 Asliye Ceza Mahkemesine verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt katibine yapılacak beyan ile 7 gün içerisinde Uyuşmazlık Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.” şeklinde görevsizlik kararı vermiş; sanık vekili tarafından yapılan itiraz üzerine, 9.6.2015 gün ve Dosya No: 2014/108 Esas sayı ile, “itirazın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca reddine, itirazın incelenerek bu konuda karar verilmek üzere dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine” karar verilmiş, aynı yazı ile dava dosyası Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Kenan YUMUŞAK, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN ve Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 06.07.2015 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Nezahat TAŞDEMİR’in, başvurunun reddine ilişkin sözlü ve yazılı açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 158. maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1. maddesinde açıkça gösterilmiş, anılan Kanun’un “Mahkemenin Görevi” başlığını taşıyan 1. maddesinde; “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu yasayla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkeme” olarak belirtilmiştir.

Aynı Yasa’nın “Olumsuz Görev Uyuşmazlığı” başlığını taşıyan 14. maddesinde; “ Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” denilmiş;

“Yargı merciilerinin uyuşmazlık mahkemesine başvurmaları” başlıklı 19.maddesinde; “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.

(Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir.” hükmü yer almış;

Yine aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 17.12.2004 gün ve 25673 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, “Re’sen görev kararı ve görevde uyuşmazlık” başlığı altında düzenlenen 4. maddesinde, “(1) Davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verebilir. 6 ncı madde hükmü saklıdır.

(2) Görev konusunda mahkemeler arasında uyuşmazlık çıktığında, görevli mahkemeyi ortak yüksek görevli mahkeme belirler”;

“Görevsizlik kararı verilmesi gereken hal ve sonucu” başlığı altında düzenlenen 5. maddesinde, “(1) İddianamenin kabulünden sonra; işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.

(2) Adli yargı içerisindeki mahkemeler bakımından verilen görevsizlik kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir”

“İtiraz olunabilecek kararlar” başlığı altında düzenlenen 267. maddesinde, “Hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir”

“İtiraz usulü ve inceleme mercileri” başlığı altında düzenlenen 268. maddesinde, “(1) Hakim veya mahkeme kararma karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hallerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hakim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır.

(2) Kararına itiraz edilen hakim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.

(3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:

a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh ceza hakimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hakimliğinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen hakimliğe; son numaralı hakimlik için bir numaralı hakimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hakimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hakimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliğine aittir.

b) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) İtiraz üzerine ilk defa sulh ceza hakimliği tarafından verilen tutuklama kararlarına itiraz edilmesi durumunda da (a) bendindeki usul uygulanır. Ancak, ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hakimliği, tutuklama kararını itiraz mercii olarak inceleyemez.

c) Asliye ceza mahkemesi hakimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir.

d) Naip hakim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir.

e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler.” denilmiştir.

Uyuşmazlık Mahkemesi ise, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi’nce görev ve hüküm uyuşmazlıklarının çözüme kavuşturulabilmesi için ortada, bir yargı yolu uyuşmazlığı bulunması zorunludur.

Somut olayda, Ankara 36. Asliye Ceza Mahkemesi’nce, ağır ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı mevcut olup, bu karara karşı yapılacak olan itirazın çözümünün Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev alanı dışında kalması nedeniyle başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Sonuç: Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev alanı kapsamında bulunmadığından 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 06.07.2015 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

Y.10.C.D. E. 2007/5124 K. 2007/5851 K.T. 16.05.2007

AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN GÖREV ALANI

UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE İMAL VE TİCARETİ SUÇU

BAZI SUÇLARA İLİŞKİN MUHAKEMEDE GÖREV VE YARGI ÇEVRESİNİN BELİRLENMESİ

ÖZETİ: Sanığın, atılı suçu hakkındaki dava tefrik edilen diğer sanık Diyadin A. ile birlikte teşekkül halinde işlediği anlaşılmış olmasına teşekkül halinde veya toplu olarak, ya da teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işleyip işlemediklerinin tartışılması, buna bağlı olarak delillerin değerlendirilmesi ve lehe yasanın saptanıp uygulanması görevinin Ağır Ceza Mahkemesi ait olduğu dikkate alınarak, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

DAVA : Teşekkül halinde uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan sanık Rıdvan B. hakkında BAKIRKÖY 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonunda 27.09.2006 tarih ve 2005/284 esas, 2006/274 karar sayı ile 5237 sayılı TCK. hükümleri uyarınca mahkumiyet kararı verildiği; hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 02.04.2007 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sanığın, atılı suçu hakkındaki dava tefrik edilen diğer sanık Diyadin A. ile birlikte teşekkül halinde işlediği anlaşılmış olmasına suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK.nun 403/7-8. maddesinde belirtildiği üzere teşekkül halinde veya toplu olarak, ya da sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 188/5. maddesinde yer alan teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işleyip işlemediklerinin tartışılması, buna bağlı olarak delillerin değerlendirilmesi ve lehe yasanın saptanıp uygulanması görevinin CMK.nun 250. maddesinde öngörülen Ağır Ceza Mahkemesi ait olduğu dikkate alınarak, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeksizin hükmün istem gibi BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken CUMK.nun 326/son maddesinin gözetilmesine, 16.05.2007 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Y.6.C.D. E. 2008/2899 K. 2010/11931 K.T. 01.07.2010

AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN GÖREV ALANI

ÖZETİ: Yakınanın soruşturma evresindeki ‘‘omuz çantamın bir şahıs tarafından çekiştirildiğini gördüm, ben de hemen çantamı elimle sıkıca tuttum, bu şahıs benim çantamın sapını sıkıca tuttu ve ikimiz birlikte benim çantamı asılmaya başladık, sonra benim çantamı alamayınca bu şahıs çantamı bıraktı’‘ şeklindeki anlatımı karşısında; sanığın yakınanın omzunda asılı çantasını almak için çekiştirmek suretiyle zor kullandığı, ancak yakınanın direncini kıramadığından çantayı almayı başaramadığının iddia edilmesi karşısında; sübutu halinde sanığın eyleminin yağmaya kalkışma suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin kanıtları takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olacağı gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, duruşmaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

Dava ve Karar: Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Yakınanın soruşturma evresindeki ‘‘omuz çantamın bir şahıs tarafından çekiştirildiğini gördüm, ben de hemen çantamı elimle sıkıca tuttum, bu şahıs benim çantamın sapını sıkıca tuttu ve ikimiz birlikte benim çantamı asılmaya başladık, sonra benim çantamı alamayınca bu şahıs çantamı bıraktı’‘ şeklindeki anlatımı karşısında; sanığın yakınanın omzunda asılı çantasını almak için çekiştirmek suretiyle zor kullandığı, ancak yakınanın direncini kıramadığından çantayı almayı başaramadığının iddia edilmesi karşısında; sübutu halinde sanığın eyleminin yağmaya kalkışma suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin kanıtları takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olacağı gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, duruşmaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık A. savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 01.07.2010 gününde oy birliği ile karar verildi.

Eskişehir Avukat Mahmut Rasul UYANIK saygıyla sunar.

Avukat Mahmut Rasul UYANIK ile İletişime Geçin!